imar

İmar Hukukçusundan Güncel Makaleler (imar)

imar hukuku (imar planları, arazi ve arsa düzenlemesi, kaçak yapı para cezası, inşaat ruhsatı vb.)dava dilekçe örnekleri

Tasnif edilmiş Danıştay Altıncı Dairesi İçtihatları

Danıştay imar ve imar hukuku içtihatları

imar hukuku ile ilgili terimler ve tanımlar


İmar Hukukçusu. Toki'den Ucuz Konut Satışı Devam Ediyor

+Hatalı ödemelerin geri alınması

+
18 uygulaması,

+
Danıştay içtihadı birleştirme kurulu kararı yargı kararının yerine getirilmemesi

+
Belediyelerin internet adresleri (web)

+
Görev tazminatı ile ilgili haberler

+
Konut finansmanı sistemine ilişkin çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması hakkı

+
Toki'nin satılık evlerine yoğun talep var.

+
18. Madde uygulamasında hukuka aykırılık nedenleri imarhukukcusu cafer ergen

+Eski Haberler

+
2577 sayılı İYUK 7. Madde ile ilgili Danıştay İçtihatları

+657 sayılı Yasa uyarınca verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolu

+Radyoloji personelinin çalışma (mesai) saatleri

+
5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu kapsamında Sayıştay Genel Kurulunun 14.6.2007 tarih ve 5189/1 sayılı kararı.

· ANAYASA MAHKEMESİNİN "YÜRÜRLÜ?Ü DURDURMA" KARARLARI

· ANAYASA MAHKEMESİNE İPTAL İSTEMİYLE YAPILAN BA?VURULAR ÜZERİNE VERİLEN KARARLAR

· İmar Hukuku Terimleri Sözlüğü

· idare hukukcusu (idare hukuku)

idari yargı
İdari yargıda (İdare Mahkemelerinde) açılacak yürütmeyi durdurma istekli iptal ve tam yargı dava dilekçesi örneğini görmek için buraya tıklayınız.

İmar

Tüm içeriği görmek için tıklayınız

İdare Hukuku

İDARE HUKUKU

imarhukukcusu.com tüm haberler

imar, Eski Haberler
21.09.12
· İmarda kısıtlılık sorunu sona eriyor (5 Yıl ile sınırlandırıldı)
16.09.12
· imar planları ve imar uygulamaları nedeniyle ücret
08.09.12
· Tazminat davasının süreaşımı nedeniyle reddi halinde maktu avukatlık ücreti
· İlan edilmeksizin uygulamaya konulan bir imar planının şekil eksikliği nedeniyle
· Davanın niteliği itibariyle mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmas
· Özel parselasyon ile belirlenmiş bulunan umumi hizmet alanları
· İmar planı ile notu arasında birbirine aykırı hususların bulunması
· 5 yıllık inşaat ruhsatı süresi içinde yapı kullanma izin belgesi alınmaması hali
12.05.12
· Deprem nedeniyle oluşan zararda belediyenin kusursuz sorumluluğu yoktur
10.05.12
· Tapulu yerdeki yapı ruhsattsız da olsa 32. madde işletilmemişse tazminat gerekir
· Yeşil alan için yapılan bağış da DOP tan düşülür.
14.04.12
· Bam Adli Yargı Adalet Komisyonlarınca Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Hakkın
· Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
· Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
06.04.12
· Anayasa Mahkemesi’ne Göre 3194/42. Maddesinin Üçüncü Fıkrası (32 md)
· 42. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “…32…” ibaresi
01.04.12
· belediyelerin mimari projelerde meslek odasından ayrıca "proje onay belgesi" ist
· 125 nolu Danıştay Dergisi imar hukuku içtihatları
23.03.12
· Köy yerleşik alanı ve civarında imar yetkisi
· Yoldan İhdasen Oluşan Taşınmazlar Hakkında Yorum
· Anayasa Mahkemesi Kararı (Yoldan İhdas)
11.03.12
· Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı
05.03.12
· Çoğaltılmış Fikir Ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu
14.02.12
· Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı
21.12.11
· Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (21 Aralık 2011-28149)
· İmar Davaları Kitabı Üçüncü Baskı 2011
06.12.11
· İmar hukuku içtihatları (Danıştay Dergisi 124)
23.10.11
· 3194 sayılı Kanunun 5940 sayılı Kanunla değişik 42. maddesi uyarınca para cezası
· 1608 sayılı Kanun uyarınca idari para cezası verilmesine ve 1 kez yasaklanan faa
· Bedele Dönüştürülen Paya Takdir Edilen Karşılığın Artırılması Davası
· Cedit-Erenler-Topçular-28 Haziran Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı
09.09.11
· Her proje için müellif sicil durum belgesi alınması zorunlu
12.08.11
· Valilik görüşü alınmadığı gerekçesiyle yıkılamayacağı
· İmar planının yürütmesinin durdurulması üzerine yapının mühürlenmesi
· Ticaret alanında akaryakıt istasyonu yapılamaz
· müellif sicil durum belgesi ibraz edilmeden yapı ruhsatında hukuka uyarlık bulun
· Tadilat ruhsatının kat irtifakı sahibi kişilerin imzası, bu kişiler tarafından v
· 2981 sayılı Yasanın 10/b alanında 3194 sayılı Kanunun 18. madde uygulamasında DO
· Mutlak tarım arazileri
01.08.10
· www.idarehukuku.net Türkiye'nin İdare Hukuku - İdari Yargı Bilgilerine hoşgeldin
29.06.10
· Belediye Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
17.04.10
· Kaplıca izinlerini artık Valilikler verecek. Bakanlık yetkiyi devretti.
10.04.10
· Yeni imar para cezası hükümleri önceki (Kaçak yapı suçlarına) uygulanmaz.
08.04.10
· 3194/18 uyg. yapılmayan alanda kamulaştırma yapılabilir
03.04.10
· Nazım imar planının yürürlükteki 1/100000 ve 1/50000 ölçekli planlara uygun olma
28.01.10
· İmar planı ve inşaat ruhsatı iptali üzerine tazminat dava açma süresi
· Plan değişikliği isteminin reddi yolundaki işlemin değil doğrudan planın iptalin
· Planlı bir bölgede arazi ve arsa düzenlemesi yapılmadan kamulaştırma yapılması
· Dolgu alanında plan yapılabilmesi
· Binanın hukuken en son bittiği tarih

Eski Haberler

İmar hukuku ile ilgili Kanunlar

+imar kanunu (3194)
+il özel idaresi kanunu (5302)
+belediye kanunu (5393)
+büyükşehir belediyesi kanunu(5216)
+kamulaştırma kanunu (2942)
+kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanunu (2863)

+yıpranan tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması hakkında kanun (5366)
+yapı denetimi hakkında kanun (4708)
+gecekondu kanunu (775)
+imar ve gecekondu af kanunu (2981/3290)

İMAR HUKUKU İLE İLGİLİ YÖNETMELİKLER

+belediyeler tip imar yönt.
+imar affı yönetmeliği
+plansız alanlar yönt.
+plan yapım yönt.
+koruma amaçlı im. pln. yönt.
+kıyı kanunu uyg. yönt.
+tarım alanları yönt.
+karayolları kenarlarında..yönt.
+18. madde uygulama yönt.
+plan müellifleri yönt.
+gecekondu yönetmeliği

+imar ile ilgili tüm yönet.

SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SA?LIK SİGORTASI KANUNU

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Mevuzatı

idare hukuku (Danıştay) içtihatları

İdare hukuku İçtihatları

idare hukuku, iptal ve tazminat davası

İdari Yargıda (İdare Mahkemelerinde) açılacak Yürütmenin Durdurulması istekli iptal ve tazminat dava dilekçe örneği için tıklayınız.

İMAR

imar
içtihatları

Ankara Bölge İdare Mahkemesi

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi
Ankara Bölge İdare Mahkemesi
Konya Bölge İdare Mahkemesi
Aydın Bölge İdare Mahkemesi
Edirne Bölge İdare Mahkemesi
Manisa Bölge İdare Mahkemesi
Ordu Bölge İdare Mahkemesi
Van Bölge İdare Mahkemesi
Zonguldak Bölge İdare Mahkemesi
Sakarya Bölge İdare Mahkemesi
Samsun Bölge İdare Mahkemesi
Antalya Bölge İdare Mahkemesi
Gaziantep Bölge idare Mahkemesi
Denizli Bölge İdare Mahkemesi
Adana Bölge İdare Mahkemesi
İzmir Bölge İdare Mahkemesi
Erzurum Bölge İdare Mahkemesi
Eskişehir Bölge İdare Mahkemesi
Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi
Bursa Bölge İdare Mahkemesi
Malatya Bölge İdare Mahkemesi
Sivas Bölge İdare Mahkemesi
Kayseri Bölge İdare Mahkemesi
Trabzon Bölge İdare Mahkemesi
İdari Yargı (İDARE HUKUKU) Kitapları (Yayınları)
Bölge İdare Mahkemelerinin İnternet (Web) Adresleri - Sayfaları
BÖLGE İDARE MAHKEMELERİNİN İTİRAZ MERCİLERİ
Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun
Devlet Memurları Kanunu
Danıştay Kanunu
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
İdari Yargılama usulü Kanunu
Hakimler ve Savcılar Kanunu
399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Personel Rejimlerinin Düzenlenmesi ve 233 sayılı KHK''nin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu

Danıştay Onuncu (10.) Daire içtihatları (113 nolu Danıştay Dergisi- imar, imar hukuku) 87
imar hukuku



Türkiyenin imar hukuku sorunları


Yeni Sayfa 18

ONUNCU DAİRE KARARLARI

 

BEDEN TERBİYESİ VE SPOR İŞLERİ

 

          T.C.

D A N I Ş T A Y

Onuncu Daire

Esas  No   : 2005/3910

Karar No   : 2006/2176

 

Özeti : 1- Davacının tazminat istemine dayanak yaptığı mahkeme kararlarının temyiz ve karar düzeltme aşamalarında yürürlüğe giren ve disiplin cezalarını bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran 5091 sayılı Yasa uyarınca 30 gün içerisinde davalara devam etmek istediğini bildirmesi nedeniyle yargı süreci tamamlanmadığından, hukuka aykırılğın kesinleştiğinden ve hizmet kusuru bulunduğundan söz edilemeyeceği

            2- Antrönörün bilumum yarış atlarını çalıştırmak üzere at sahibiyle sözleşme imzalamasının, fiilen tüm atları çalıştıracağı anlamına gelmediği, gerçek durumun araştırılması gerektiği hakkında.

 

            Temyiz Eden (Davacı)    : Tarım ve Köyişleri Bakanlığı - ANKARA

            Karşı Taraf (Davalı)       : 1- …

                                                 2- …

            Vekili                            : Av. …

            İstemin Özeti               : At yarışları antrenörlüğü yapan davacılar murisinin yargı kararları ile iptal edilen disiplin cezaları nedeniyle, mesleğini yapamadığı dönemde uğradığı 7.000.000.000.- lira maddi ve 3.000.000.000.- lira manevi zararın tazmini istemiyle açılan dava sonucunda Ankara 3. İdare Mahkemesince,  tazminat isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi yolunda verilen 24.11.2004 tarih ve E:2003/1471, K:2004/1803 sayılı kararın davalı idare tarafından kabule ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

            Savunmanın Özeti        :Savunma verilmemiştir.

            Danıştay Tetkik Hakimi : Yahya Şahin

            Düşüncesi                     : Davacının tazminat istemine dayanak yaptığı Ankara 2. İdare Mahkemesi ile Ankara 7. İdare Mahkemesinde açtığı davalarda, 5091 sayılı Yasanın 4.maddesiyle 6132 sayılı Yasaya eklenen geçici 2.maddede belirtilen 30 günlük süre içerisinde davaya devam etmek istenildiği yolunda başvuruda bulunulmadığından, Ankara 2. İdare Mahkemesinde açılan davaya ilişkin olarak davalı idarenin karar düzeltme istemi üzerine, Dairemizin 24.6.2005 tarih ve E:2004/1663, K:2005/3777 sayılı kararla, Ankara 7. İdare Mahkemesinde açılan davaya ilişkin olarak da, davalı idarenin temyiz istemi üzerine 31.1.2005 tarih ve E:2002/4523, K:2005/142 sayılı kararla, 6132 sayılı Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

            Bu durumda, davacıya verilmiş olan disiplin cezalarıyla ilgili yargı süreci davacının yasada öngörülen sürede başvurmaması nedeniyle tamamlanmamış olduğundan, davalı idarenin işlemlerinin hukuka aykırılığının kesinleşmiş olduğundan ve idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan söz etmeye olanak bulunmamaktadır.

            Öte yandan, at sahibinin, antrenörleriyle bilumum yarış atlarını çalıştırmak üzere sözleşme imzalaması; o antrenörün tüm atların antrenörlüğünü yaptığı ve tüm atların ikramiyelerinden belirli orandaki mont ücretini alacağı anlamına gelmemektedir.Bir antrenörün kaç atın antrenörlüğünü yapabildiği; hangi antrenörlerin hangi atların antrenörlüğünü fiilen yaptıkları ve ikramiyelerden ne şekilde, ne kadar mont alabilecekleri araştırılmadan, at sahibinin 22 atından ikramiye alanların ikramiyelerinin %15 'i oranında mont alacağından hareketle maddi tazminat isteminin kabulü yolunda verilen temyize konu kararda bu yönden de hukuki isabet görülmemiştir.

            Diğer yandan, atın bakım ve idmanından birinci derecede sorumlu olması nedeniyle objektif sorumluluğu bulunan antrönöre, atta doping maddesinin tespiti üzerine verilen disiplin cezası nedeniyle, manevi tazminat ödenmesini gerektirecek koşulların oluşmadığı açıktır.

            Belirtilen nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

            Danıştay Savcısı           : Metin Çetinkaya

            Düşüncesi                    : Dava,davacıların murisinin yargı kararları ile iptal edilen disiplin cezaları nedeniyle uğranıldığı öne sürülen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılmış olup yerel mahkemenin  tazminat isteminin kısmen kabulüne dair kararı davalı idarece  temyiz edilmiştir

            5091 sayılı kanunun 4. maddesiyle 6132 sayılı kanuna eklenen geçici 2. maddede , bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenmiş fiiler sebebiyle verilmiş disiplin cezalarının bütün sonuçları ile  birlikte ortadan kaldırıldığı ,ancak bu durumun ilgililere daha önce verilmiş ve uygulanmış olan cezalardan dolayı atın ikramiye ,kupa ve sair mükafatları ile herhangibir  parasal talep için hak doğurmayacağı hükme bağlanmış maddenin devamında derdest davalar ile ilgili özel düzenlemeye yer verilmiştir.

            Dosyanın incelenmesinden davacıların antrenör olan murislerinin kendisine uygulanan disiplin cezalarının iptali istemiyle Ankara 2. ve 7. İdare mahkemelerine dava açtıktan sonra 5091 sayılı kanunda öngörülen 30 gün içinde davaya devam etmek istediğini bildirmediğinden Danıştayca her iki dosyada da Karar Verilmesine Yer Olmadığına karar verildiği anlaşılmış olup disiplin cezaları ile ilgili yargı sürecinin tamamlanmamış olması nedeniyle davalının işlemlerinin hukuka aykırılığı ortaya konmadan dolayısıyla hizmet kusurunun varlığı kanıtlanmadığı gibi 6132 sayılı kanuna eklenen geçici 2. madde uyarınca davacıya ikramiye ödenmesine de olanak bulunmadığı anlaşıldığından davacının maddi tazminat isteminin kabulünde yasal isabet bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

            Davacının manevi tazminat istemine gelince,

            Bir manevi tatmin aracı olan manevi tazminata hükmedilebilmesi için davalının işlemlerinin hukuka aykırılığının kanıtlanması yanında bunun kişilerin manevi yönden zarar görmelerine yol açması gerekmekte olup olayda davacı açısından manevi hasarın varlığından sözedilemeyeceğinden manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne de olanak yoktur.

            Bu nedenle davanın tümünün reddi gerektiği kanaati ile tazminat talebinin kısmen kabulüne dair yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

            Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü :

            Dava, at yarışları antrenörlüğü yapan davacılar murisinin yargı kararları ile iptal edilen disiplin cezaları nedeniyle, mesleğini yapamadığı dönemde uğradığı 7.000.000.000.- lira maddi ve 3.000.000.000.- lira manevi zararın tazmini istemiyle açılmıştır.

            Ankara 3. İdare Mahkemesince, Anayasanın 125. maddesi uyarınca idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemlerden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu, davacının antrenörlük yapmasının men edilmesine ilişkin 29.5.1996 ve 6.9.1996 tarihli Yüksek Komiserler Kurulu kararlarının Ankara 2. İdare Mahkemesinin 13.12.2000 tarih ve E:2000/1583, K:2000/1331 ve Ankara 7. İdare Mahkemesinin 21.12.2001 tarih ve E:2001/772, K:2001/1263 sayılı kararlarıyla iptal edildiği, davacının sözleşme ile antrenörlüğünü yaptığı atların yarışmalar sonucunda elde edecekleri derecelerden dolayı ödenecek ikramiye bedellerinden %12 mont alacağı, davacının cezalar nedeniyle mesleğini yapamadığı 1996-2001 yılları arasında atların elde ettikleri dereceler sonucunda kazandıkları ikramiyelerin %12'si hesaplandığında, istemle bağlı kalınarak  kazançtan mahrum kaldığı 7.000.000.000.- lira maddi zararın davacıya ödenmesi gerektiği, mesleği at antrenörlüğü olan davacının yargı kararı ile iptal edilen sanat icrasından, yarış ve yarışlarla ilgili mahal ve tesislere girmekten men edilmesine ilişkin işlemler nedeniyle elem ve ızdırap duyduğu tartışmasız olup, davacıya uğradığı acı ve üzüntünün karşılığı olarak takdiren 1.500.000.000.- lira manevi tazminatın ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davacının tazminat isteminin kısmen kabulü ile 7.000.000.000.- lira maddi ve 1.500.000.000.- lira manevi olmak üzere toplam 8.500.000.000.- lira zararın davanın açıldığı 24.9.2003 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

            Davalı idare tarafından hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek anılan mahkeme kararının temyizen incelenip bozulması istenilmektedir.

            Dava dosyasının incelenmesinden, antrenör olan davacıya Yüksek Komiserler Kurulunun 29.5.1996 tarih ve 459/1-5-1 sayılı kararıyla 2 yıl süreyle sanat icrasından, yarış yerlerine, hipodrumlara ve yarışlarla ilgili mahal ve tesislere girmekten men ve 100.000.- lira para cezası verildiği, bu işlemin iptali istemiyle açılan dava sonucunda Ankara 2. İdare Mahkemesinin 13.12.2000 tarih ve E:2000/1593, K:2000/1331 sayılı kararıyla dava konusu işlemin iptal edildiği, yine davacı hakkında dopingli at koşturulması eylemine üçüncü kez katıldığından bahisle ömür boyu sanat icrasından yarış ve yarışlarla ilgili mahal ve tesislere girmekten men edilmesine ilişkin 6.9.1996 tarih ve 462/1-8-1 sayılı Yüksek komiserler Kurulu kararının Ankara 7. İdare Mahkemesinin 21.11.2001 tarih ve E:2001/772, K:2001/1263 sayılı kararıyla iptal edildiği, Ankara 2. İdare Mahkemesi kararının Danıştay 10. Dairesinin 19.3.2003 tarih ve E:2001/390, K:2003/1022 sayılı kararıyla onanması üzerine davacının yargı kararıyla iptal edilen işlemler nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle davayı açtığı, davacının at sahibi … ile yapmış olduğu 11.3.1996 tarihli antrenörlük sözleşmesi ibraz ettiği, süresiz olarak geçerli olduğu belirtilen bu sözleşmeye göre davacının at sahibinin bilimum yarış atlarının antrenörlüğünü yapacağı, antrenörün, yarış atının katılacağı yarışlardan elde edeceği derecelerden ödenecek ikramiye bedellerinden %12 mont alacağı, Mahkemenin 22.4.2004 tarihli ara kararına davacı tarafından verilen cevapta at sahibinin 29.5.1996-16.4.2001 tarihleri arasında 22 ata sahip olduğunun ve birincilik kazanan 7 atın toplam 115.996.000.000.- TL. ikramiye kazandığına ilişkin belgelerin sunulduğu, Mahkemece davacının istemiyle bağlı kalarak 7.000.000.000.- TL. maddi tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır.

            17.2.2004 tarih ve 25376 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5091 sayılı At Yarışları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 4. maddesi ile 6132 sayılı At Yarışları Hakkında Kanuna eklenen Geçici 2. maddede; "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenmiş fiiller sebebiyle verilmiş disiplin cezaları bir defaya mahsus olmak üzere bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmıştır. Ancak bu durum, ilgililere daha önce verilmiş ve uygulanmış olan cezalardan dolayı atın ikramiye, kupa ve sair mükafatları ile herhangi bir parasal talep için hak doğurmaz.

            Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenen ve birinci fıkra kapsamına giren disiplin cezalarının verilmesini gerektiren eylemlerden dolayı ilgililer ve yarış atları hakkında disiplin soruşturması ve kovuşturması yapılmaz, devam etmekte olan disiplin soruşturma ve kovuşturmaları işlemden kaldırılır, kesinleşmiş olan disiplin cezaları infaz edilmez. Bu Kanunun kapsamına giren ve Kanunun yürürlük tarihinden önce işlenmiş disiplin suçları nedeniyle verilmiş olan disiplin cezalarına karşı Kanunun yürürlük tarihinden önce idari yargı mercilerine başvurmuş olanlardan, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde dosyanın bulunduğu yargı merciine müracaat etmek suretiyle davaya devam etmek istediklerini bildirmeyenlerin davaları hakkında; görülmekte olan davalarda davayı gören mahkemece, karar temyiz edilmiş ise Danıştay'ca karar verilmesine yer olmadığına ve tarafların yaptıkları masrafların üzerlerinde bırakılmasına karar verilir, vekalet ücretine hükmedilmez. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde davaya devam etmek istediklerini bildirenlerin davalarının görülmesine devam olunur. Ancak davanın davacının aleyhine sonuçlanması halinde bu maddenin birinci fıkrasında öngörülen hükümler uygulanır." hükmü yer almıştır.

            Davacının tazminat istemine dayanak yaptığı Ankara 2. İdare Mahkemesi ile Ankara 7. İdare Mahkemesinde açtığı davalarda, 5091 sayılı Yasanın 4. maddesiyle 6132 sayılı Yasaya eklenen geçici 2.maddede belirtilen 30 günlük süre içerisinde davaya devam etmek istenildiği yolunda başvuruda bulunulmadığından, Ankara 2. İdare Mahkemesinde açılan davaya ilişkin olarak davalı idarenin karar düzeltme istemi üzerine, Dairemizin 24.6.2005 tarih ve E:2004/1663, K:2005/3777 sayılı kararla, Ankara 7. İdare Mahkemesinde açılan davaya ilişkin olarak da, davalı idarenin temyiz istemi üzerine 31.1.2005 tarih ve E:2002/4523, K:2005/142 sayılı kararla, 6132 sayılı Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

            Bu durumda, davacıya verilmiş olan disiplin cezalarıyla ilgili yargı süreci davacının yasada öngörülen sürede başvurmaması nedeniyle tamamlanmamış olduğundan, davalı idarenin işlemlerinin hukuka aykırılığının kesinleşmiş olduğundan ve idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan söz etmeye olanak bulunmamaktadır.

            Dairemizin 17.10.2005 tarih ve E:2005/3910 sayılı ara kararıyla, davacının 11.3.1996 tarihinde süresiz geçerli antrenörlük sözleşmesi yaptığı …'un 1996-2001 döneminde kaç antrenör ile çalıştığı davalı idareden sorulmuş olup, 29.11.2005 tarihinde kayda giren cevap ve eki antrenörlük sözleşmelerinden at sahibinin bilumum yarış atları için süresiz geçerli olmak üzere, antrenörlerden; … ile ikramiye bedellerinden %15 mont almak koşuluyla 23.3.1998 tarihinde, … ile ikramiye bedellerinden %15 mont almak koşuluyla 9.3.1998 tarihinde, … ile ikramiye bedellerinden %15 mont almak koşuluyla 9.3.1998 tarihinde, … ile ikramiye bedellerinden %7,5 mont almak koşuluyla 14.7.1997 tarihinde, … ile ikramiye bedellerinden % 7,5 mont almak koşuluyla 9.4.1997 tarihinde, … ile ikramiye bedellerinden %10 mont almak koşuluyla 15.12.1998  tarihinde, … ile ikramiye bedellerinden %7,5 mont almak koşuluyla 30.10.1998 tarihinde, … ile ikramiye bedellerinden %2,5 mont almak koşuluyla 25.7.1996 tarihinde, … ile ikramiye bedellerinden % 7,5 mont almak koşuluyla 9.4.1996 tarihinde, … ile ikramiye bedellerinden, %7,5 mont almak koşuluyla, 11.1.1999 tarihinde, sözleşme yapıldığı, ayrıca antrönör … ile … adlı yarış atı için ikramiye bedellerinden %5 mont almak koşuluyla 24.7.1997 tarihinde sözleşme imzaladığı anlaşılmaktadır.

            Bu durumda, at sahibinin, antrönörleriyle bilumum yarış atlarını çalıştırmak üzere sözleşme imzalamasının; o antrenörün tüm atların antrenörlüğünü yaptığı ve tüm atların ikramiyelerinden belirli orandaki mont ücretini alacağı anlamına gelmediği görüldüğünden; bir antrenörün kaç atın antrenörlüğünü yapabildiği; hangi antrenörlerin hangi atların antrenörlüğünü fiilen yaptıkları, davacının hangi atın/atların antrenörlüğünü yapacakken cezalar nedeniyle yapamadığı ve ikramiyelerden ne şekilde, ne kadar mont alabilecekleri araştırılmadan, at sahibinin 22 atından ikramiye alanların ikramiyelerinin %15 'i oranında mont alacağından hareketle maddi tazminat isteminin kabulü yolunda verilen temyize konu kararda bu yönden de hukuki isabet görülmemiştir.

            Öte yandan, atın bakım ve idmanından birinci derecede sorumlu olması nedeniyle objektif sorumluluğu bulunan antrenöre, atta doping maddesinin tespiti üzerine verilen disiplin cezası nedeniyle, manevi tazminat ödenmesini gerektirecek koşulların da oluşmadığı açıktır.

            Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Yasanın 49. maddesine uygun bulunan davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, Ankara 3. İdare Mahkemesinin 24.11.2004 tarih ve E:2003/1471, K:2004/1803 sayılı kararının bozulmasına, dava dosyasının yeniden karar verilmek üzere anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine, 29.3.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

İHALE İŞLERİ

 

          T.C.

D A N I Ş T A Y

Onuncu Daire

Esas  No   : 2004/13877

Karar No   : 2006/2074

 

Özeti : İhaleden kamu yararı gözetilerek vezgeçildiğinden ihalenin ita amirince onaylanmayarak iptal edilmesi hukuka uygunluğu hakkında.

 

            Temyiz Eden (Davalı)    : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı - İSTANBUL

            Vekili                            : Av. …

            Temyiz Eden(Davalı Yanında Müdahil): … İnş. Turizm San. ve Tic. Ltd. Şti.

            Vekilleri                        : Av. …, Av. …

            Karşı Taraf (Davacı)      : … Mühendislik İnş. Tic. A.Ş.

            Vekilleri                        : Av. …, Av. …

            İstemin Özeti               : Davalı idarece 22.5.2002 tarihinde yapılıp davacı üzerinde kalan … Hizmetleri Önü E-5 Üzeri Kavşak ve … Caddesi Yol ve Ortak Altyapı İşi ihalesinin ita amirince onaylanmayarak iptal edilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan dava sonunda; İstanbul 1. İdare Mahkemesince dava konusu işlemin iptali yolunda verilen 21.10.2004 tarih ve E:2002/1213, K:2004/1644 sayılı kararın, davalı idare ile davalı idare yanında davaya katılan müdahil  tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir

            Savunmanın Özeti        : Yerinde olmadığı ileri sürülen temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

            D.Tetkik Hakimi            : Özden Atabek

            Düşüncesi                    :  Dava konusu ihaleden kamu yararı gözetilerek vazgeçildiği anlaşıldığından, dava konusu işlemin iptaline ilişkin bulunan Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

            Danıştay Savcısı           : Nevzat Özgür

            Düşüncesi                    : Dava konusu ihalenin onanması halinde güzergah üzerinde bulunan çok katlı apartmanlar ve imarlı arsaların kamulaştırma bedellerinin çok yüksek meblağlara ulaşacağının ve kamulaştırma işlemlerinin tamamlanması için çok zaman gerekmesi nedeniyle kamu hizmetinin gecikeceğinin ileri sürülmesi nedeniyle bu hususların da keşif ve bilirkişi incelemesi sırasında nazara alınması gerekirken, bu yönde bir inceleme yaptırılmamasının hükmün esasını etkileyen bir noksanlık olduğu açıktır.

            Keza, ihalenin onanmamasının bir sebebinin de aynı gün yapılan iki ihaleyi kazanan davacı şirketin aynı gün yer teslimi yapılarak aynı sürede yürütülmesi gereken ve ayrı ayrı teknolojik imkanlar kullanılarak yapılması gereken iki ayrı işi yürütecek kapasitesinin bulunmadığı,nitekim onaylanan dere ıslahı işinde 9.7.2002 tarihinden bu yana sadece % 16 oranında fiziki gerçekleşme sağlayabilmesinin de bu konuda duyulan endişelerin ve yapılan işlemin haklılığını ortaya koyduğu ileri sürüldüğü halde Mahkemece bu konuda herhangi bir araştırma yapılmaması ve bilirkişilere soru yönetilmemiş olması da söz konusu iddianın gerçek olup olmadığı konusunun aydınlanmamasına neden olmuştur.

            Öte yandan, onaylanmayan ihale ile müdahil şirket üzerinde kalan sonraki ihalenin tamamen aynı işi içerdiği iddiası üzerine yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sırasında tarafların gösterdikleri yerlerin incelenmesi ile yetinilerek bu gösterimlere göre kanaat oluşturulduğu ve güzergah gezildiğinde ikinci ihale kapsamında belirtilen cesamette bir köprünün yapılması gereken yerin tespit edilemediğinin belirtildiği,birinci ihalede yapılacak yol uzunluğunun 750.000 metre olduğu,ikinci ihalede yapılacak yol uzunluğunun 3.363.864 metre olduğu ifade edildiği halde iki iş arasında ciddi bir fark olmadığı ve birinci ihale ile ikinci ihalenin aynı yer olduğu sonucuna varılabileceğine değinildiği ve iş miktarı yönünden her iki işin aynı olduğu kanaatine varıldığının bilirkişi raporunda belirtildiği anlaşılmakta olup her iki ihaleye ilişkin güzergahın aynı olup olmadığı belirlenmeden düzenlenen ve kesin kanaat içermeyen söz konusu bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağı kuşkusuzdur.

            Açıklanan nedenlerle eksik incelemeye dayalı temyize konu kararın bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

            Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü :

            Dava, davalı idarece 22.5.2002 tarihinde yapılıp davacı üzerinde kalan … Hizmetleri Önü E-5 Üzeri Kavşak ve … Caddesi Yol ve Ortak Altyapı İşi İhalesinin ita amirince onaylanmayarak iptal edilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

            İstanbul 1. İdare Mahkemesince; … Hizmetleri Önü E-5 Üzeri Kavşak ve … Caddesi Yol ve Ortak Altyapı İşinin ihaleye çıkarıldığı ve 22.5.2002 tarihli komisyon kararı uyarınca davacı şirkete ihale edildiği, ancak ihalenin onaylanmadığı, aynı işin yeniden ihale edilmek suretiyle başka bir şirkete verildiği, Mahkemece yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen Bilirkişi Raporunda her iki ihale muhteviyatı işler arasında ciddi bir fark bulunmaması, keşif dosyalarındaki her iki harita ve köprü detayının planlarının aynı olması, A2 güzergahında köprü yapılacak yer bulunmamasına karşın ikinci ihale özet ve gerekçelerinde köprüden söz edilmesi, diğer taraftan özellikle işin miktarı yönünden fazla fark bulunmaması karşısında her iki işin aynı mahiyette olduğu kanaatine varıldığının belirtildiği, Bilirkişi Raporuyla tesbit edilen hususlar ve varılan kanaatin Mahkemece yerinde ve yeterli bulunduğu, iki ayrı dosya ile ihale edilen işler arasındaki farkın kayda değer ve ilk ihale ile ikinci ihalenin ayrı işler sayılmasını gerektirecek nitelikte bir fark olmadığı sonucuna varıldığı, aktarılan tüm bu hususlar dikkate alındığında ihale işleminin onaylanmamasına dair işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

            Davalı idare ile davalı idare yanında davaya katılan müdahil tarafından, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek anılan İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

            2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 31 inci maddesinde, ihale komisyonları tarafından alınan ihale kararlarının ita amirince karar tarihinden itibaren en geç 15 iş günü içinde onaylanacağı veya iptal edileceği, ita amirince karar iptal edilirse ihalenin hükümsüz sayılacağı kurala bağlanmıştır. 3.8.1984 tarih ve 18748 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Fonlar İhale Yönetmeliği'nin 25 inci maddesinde de; ihale komisyonları tarafından alınan ihale kararları, ihale yetkilisince karar tarihinden itibaren en geç 10 iş günü içinde onaylanacağı veya iptal edileceği, ihale yetkilisince karar iptal edilirse ihalenin hükümsüz sayılacağı düzenlemesine yer verilmiştir.

            İdare Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonunda, dava konusu işlemle onaylanmayan ihaleye konu işle, "…, E-5 Bağlantısı, Yol, Ortak Altyapı ve Köprü İnşaatı" ismiyle ihale edilen iş arasında ciddi bir fark olmadığı, iki harita ve köprü detayı planlarının aynı olduğu belirlenmiştir.

            İdare Mahkemesi, bilirkişi raporuyla iki ayrı ihaleye konu işlerin birbirinden farksız olduğunun belirlendiğinden hareketle birinci ihalenin onaylanmamasına ilişkin işlemi hukuka aykırı bularak iptal etmiştir. Oysa, temyiz isteminde bulunan davalı idare, birinci ihalenin onaylanması halinde daha fazla kamulaştırma bedeli ödemek zorunda kalınacağını belgelemekte; dava konusu onaylamama işleminin, kamulaştırma bedelleri dikkate alındığında yaklaşık onbir trilyon lira fazla ödeme yapılmasını gerektirmekte olmasından kaynaklandığını açıklamaktadır.

            Yaptırılan bilirkişi incelemesinde, iki ihale arasında kamulaştırma bedelleri yönünden kıyaslama yapılmaması, davalı idarece, ilk ihale bedelinin, kamulaştırma işlemleri sonucu birinciden farklı olmadığı anlaşılan ikinci ihale işlemine göre yüksek olduğunun belgelendirilmesi karşısında, birinci ihalenin onaylanmamasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemektedir.

            Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesine uygun bulunan davalı idare temyiz isteminin kabulüne, İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 21.10.2004 tarih ve E:2002/1213, K:2004/1644 sayılı kararının bozulmasına, dava dosyasının yeniden karar verilmek üzere adı geçen İdare Mahkemesine gönderilmesine 24.3.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

TAM YARGI DAVALARI

 

          T.C.

D A N I Ş T A Y

Onuncu Daire

Esas  No   : 2005/1870

Karar No   : 2006/2294

 

Özeti : Davacının, ameliyat sonrası ayağının iyileşmediğinden bahisle uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmini istemiyle açtığı davada, olayda, idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığını tespit için adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere kurulan Adli Tıp Kurumundan yararlanılması gerektiği hakkında

 

            Temyiz Eden (Davacı)    : …

            Karşı Taraf (Davalı)       : Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü          İZMİR

            Vekilleri                        : Av. …, Av. …, Av. …

            İstemin Özeti               : Davacının, 9 Eylül Üniversitesine bağlı Tıp Fakültesi Hastanesi'nde olduğu ameliyat sonrasında ayağının iyileşmediği ve sakat kaldığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen 40.000.000.000 TL (40.000 YTL) manevi zararın tazmini istemiyle açılan dava sonucunda, İzmir 4. İdare Mahkemesince; davanın reddi yolunda verilen kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

            Savunmanın Özeti        : Savunma verilmemiştir.

            D.Tetkik Hakimi            : Yunus Çetin

            Düşüncesi                     : İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı hususunun açık ve net olarak ortaya konulamadığı anlaşılmaktadır.

            Bu durumda, idarenin tazmin yükümlülüğü açısından hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı hususunun adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere kurulan Adli Tıp  Kurumu aracılığıyla dosya üzerinden yaptırılacak inceleme sonucu saptandıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.

            Açıklanan nedenlerle  temyize konu kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.

            Danıştay Savcısı           : Ekrem Atıcı

            Düşüncesi                     : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 49 uncu maddesinin birinci  fıkrasında belirtilen nedenlerin  bulunması gerekmektedir.

            Temyiz dilekçesinde  öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen  mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

            Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü:

            Dava, davacının, 9 Eylül Üniversitesine bağlı Tıp Fakültesi Hastanesi'nde olduğu ameliyat sonrasında ayağının iyileşmediği ve sakat kaldığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen 40.000.000.000 TL (40.000 YTL) manevi zararın tazmini istemiyle açılmıştır.

            İzmir 4. İdare Mahkemesi'nce, idarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilen işlem veya eylemden  kaynaklanması, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerektiği, davacının sağ ayak baş parmağındaki kemik çıkıntısı nedeniyle ameliyat olduğu 24.8.2000 tarihinden sonra komplikasyonlar nedeniyle oluşan fiili durumda, idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesinde idarenin hizmet kusurunun bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

            Davacı tarafından, hukuka aykırı olduğundan bahisle anılan idare mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

            İdarenin yürütmekle görevli olduğu  bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin  yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.

            İdare Hukukunun ilkeleri ve Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın,idarenin ağır hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Bünyesinde risk taşıyan hizmetlerden olan sağlık hizmetinden yararlananın zarara uğraması halinde, bu zararının tazmini, ancak idarenin ağır hizmet kusurunun varlığı halinde mümkün olabilecektir.

            2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Yasası'nın 1. maddesiyle Adalet işlerinde bilirkişilik görevi  yapmak  üzere  Adalet  Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurularak 2. maddesinde, Kurumun mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen Adli Tıp  ile  ilgili  konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

            Dava ve temyiz dosyasının incelenmesinden, davacının sağ ayak baş parmağındaki kemik çıkıntısı şikayeti nedeniyle 9 Eylül Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğine başvurduğu, 22.8.2000 tarihinde kliniğe yatırıldığı, yapılan tetkikler sonucunda ayak başparmağının dışa dönüklüğü teşhisi konularak ameliyat kararı verildiği ve 24.8.2000 tarihinde yapılan ameliyatta 5 derecelik içe çevirme yapıldığı, davacı tarafından, bu ameliyat sonucu iyileşme olmadığı, doktorun, ameliyatta komplikasyon olabileceği konusunda kendisini uyarmadığı, ayağının ameliyat öncesine nazaran daha kötü durumda olduğu, bu olaydan ameliyatı yapan doktorun kusurlu bulunduğu iddialarıyla manevi tazminat ödenmesi istemiyle bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

            İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Ortopedi ve Travmatoloji ana bilim dalından iki Profesör ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ana bilim dalından bir yardımcı doçente yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda, davacının sağ ayağında yürümesini engelleyecek durumda ağrılı ileri derecede hallux varus (ayak başparmağının içe doğru dönme) deformitesinin ameliyat sonrası geliştiği kanaatine varıldığı, gelişen bu bozukluğun nadir de olsa ameliyat sırasında sesomatik kemiğin çıkarılmasına veya ameliyat sonrası takip ve kontrollerdeki hastaya veya hekime bağlı (hastanın ameliyat sonrası takip kayıtlarına ulaşılamadığı için) yetersizlik nedeniyle ortaya çıkabileceğinin belirtildiği, mahkemece bu bilirkişi raporu esas alınarak olayda hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği görülmekte ise de, söz konusu bilirkişi raporunda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı hususunun açık ve net olarak ortaya konulamadığı anlaşılmaktadır.

            Bu durumda, idarenin tazmin yükümlülüğü açısından hizmet  kusurunun bulunup bulunmadığı hususunun adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere kurulan Adli Tıp  Kurumu aracılığıyla dosya üzerinden yaptırılacak inceleme sonucu saptandıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.

            Açıklanan nedenlerle 2577 sayılı Yasa'nın 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne İzmir 4. İdare Mahkemesi'nin 27.9.2004 tarih ve E:2001/1256, K:2004/1138 sayılı kararının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine, 10.4.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

          T.C.

D A N I Ş T A Y

Onuncu Daire

Esas  No   : 2004/9120

Karar No   : 2006/1220

 

Özeti : İdarenin hizmet kusuru sebebine dayalı sorumluluğunun ikincil derecede sorumluluk olmayıp asli bir sorumluluk olduğu; Asliye Hukuk Mahkemesince dava konusu taşınmaz hakkında, üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesine rağmen, tapu sicilinin tutulmasından sorumlu davalı idarece düzenlenen resmi senet ile taşınmazın davacıya satılması ve sonrasında tapu kaydının iptal edilmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğu hakkında.

 

            Temyiz Eden (Davacı)    : …

            Vekili                            : Av. …

            Karşı Taraf (Davalı)       :Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü/ANKARA

            İstemin Özeti                : Davalı idarenin, adliye mahkemesi tarafından verilen tedbir kararını uygulamayıp, üçüncü kişilere devredilmemesi için mahkemece tedbir konulan taşınmazın davacıya satış işlemini yapması, daha sonra davacı adına yapılan tapu kaydının mahkemece iptali nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 50.000.000.000 TL zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan dava sonucunda; Edirne İdare Mahkemesince, davanın reddi yolunda verilen kararın, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek temyizen incelenip bozulması istenilmektedir.

            Savunmanın Özeti        : Yerinde olmadığı ileri sürülen temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

            D.Tetkik Hakimi            : Aydın Akgül

            Düşüncesi                    : İlgililerin subjektif hukuki durumlarında ortaya çıkan hak ihlallerinin giderilmesini amaçlayan idari yargıdaki tam yargı davaları, idarenin hukuk kuralları içinde kalmasını sağlayan etkin denetim ve yaptırım  aracıdır. İdarenin hizmet kusuru sebebine dayalı sorumluluğu da, temyizen incelenen kararda belirtilenin aksine, ikincil derecede sorumluluk olmayıp, asli bir sorumluluktur.

            Olayda, Edirne 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 9.6.1998 tarih E:1998/106, K:1998/88 sayılı kararıyla, dava konusu taşınmaz hakkında, üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesine rağmen, tapu sicilinin tutulmasından sorumlu davalı idarece düzenlenen 4.9.1998 tarihli resmi senet ile taşınmazın davacı tarafından satın alındığı, ancak tapu kaydının iptali nedeniyle davacının zarara uğradığı açıktır. Dolayısıyla, davacının uğradığı zararın, olayda hizmet kusuru bulunan davalı idarece tazmini gerekmektedir.

            Ancak, davacının uğradığını öne sürdüğü zarar, davalı idarenin, mahkemece tedbir konulan taşınmazın davacıya satış işlemini yapmasından, diğer bir ifadeyle, bir idari işlemden doğmuş bulunması nedeniyle, zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın, 2577 sayılı Yasanın 12. maddesinde öngörülen sürede idari işlemin icrası, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edildiği tarih itibariyle 60 gün içinde açılması zorunludur. Dolayısıyla, davanın, idari dava açma süresi içerisinde açılıp açılmadığının Mahkemece araştırılması gerekmektedir.

            Öte yandan, davacı tarafından, taşınmazı satın aldığı müteahhit firma aleyhine Edirne 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2002/342 sayılı dosyasında tazminat davası açtığı anlaşıldığından, İdare Mahkemesince, davacının zararının giderilmesinde bu hususun da dikkate alınacağı tabiidir.

            Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

            Danıştay Savcısı           : Nevzat Özgür

            Düşüncesi                     : İdare ve Vergi Mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü  Kanununun  49.maddesinin  1. fıkrasında  belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

            Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, sözkonusu maddede belirtilen nedenlerden  hiçbirisine  uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

            Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince 2577 sayılı Yasanın 17/2 maddesi uyarınca, davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

            Dava dosyasının incelenmesinden; Edirne İli, Merkez ilçe, Kavgaz mevkiinde 220/11 pafta, 1800 ada, 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının 6 nolu bağımsız bölümünün,  tapu sicili müdürlüğü tarafından düzenlenen 4.9.1998 tarihli resmi senet ile davacı tarafından satın alındığı, ancak satın alınmazdan önce, Edirne 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 9.6.1998 tarih E:1998/106, K:1998/88 sayılı kararıyla, sözü edilen taşınmaz hakkında, üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verildiği, anılan tedbir kararına rağmen davacıya satış işleminin gerçekleştiği;  Edirne 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 5.5.2000 tarihli, E:1998/375, K:2000/209 sayılı kararıyla, davacının anılan taşınmaza ait tapusunun iptal edildiği ve bu kararın Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 29.3.2001 tarih E:2000/5323, K:2001/1598 sayılı kararı ile onandığı, mahkemenin tedbir şerhine rağmen taşınmazın satılarak davacı adına tescilinin yapılması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle davalı idareye yapılan 30.1.2002 tarihli başvurunun zımnen reddi üzerine bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

            Dava konusu uyuşmazlık, davalı idarenin adliye mahkemesi tarafından verilen tedbir kararını uygulamayıp, üçüncü kişilere devredilmemesi için mahkemece tedbir konulan taşınmazın davacıya satış işlemini yapması, daha sonra davacı adına yapılan tapu kaydının mahkemece iptali nedeniyle uğranılan zararın tazmini isteminden kaynaklanmaktadır.

            Edirne İdare Mahkemesince; mahkemenin tedbir kararına rağmen satış işlemi yapan davalı idarenin davacının zararına neden olduğu, ancak söz konusu zararın, taşınmaz alım satımına ilişkin özel hukuk sözleşmesinden kaynaklandığı; dolayısıyla, maddi zararın birincil sorumlu olan müteahhit şirket ya da sorumluları nezdinde açılacak alacak davası ile giderilmesi, zararın bu yoldan giderilmemesi durumunda da davalı idareden tazmini yoluna gidilmesi gerektiği, davalı idarenin müteselsil sorumluluğundan bahsetme olanağı bulunmadığından, adli yargıda yasal yollar tüketilmeden açılan davada hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

            Davacı, hukuka aykırı olduğu iddiasıyla anılan Mahkeme kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

            Anayasanın  125.maddesinde,  idarenin  kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

            İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin  kuruluşunda, düzenlenişinde veya  işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanan hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin  yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.  Davalı idarenin de, kişilerin hak kaybına uğramaması için, tapu sicilini düzenli biçimde tutma ve tuttuğu kayıtları dikkate alarak işlem tesis etme görevi bulunmakta olup; bu görevin kusurlu biçimde yürütülmesi nedeniyle uğranılan zararın da tazmini gerekmektedir.

            İdarenin hizmet kusuru sebebine dayalı sorumluluğu, temyizen incelenen kararda belirtilenin aksine, ikincil derecede sorumluluk olmayıp, asli bir sorumluluktur. Bu nedenle, olayda kusuru bulunan gerçek veya tüzel kişiler aleyhine açılacak davadan sonra idari yargıda tam yargı davası açılabileceği şeklinde bir yaklaşım, idarenin hukuki sorumluluğu kavramıyla bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla, davacının, müteahhit firma aleyhine adli yargıda dava açmış olması, idari yargıda tam yargı davası açılmasına, idarenin, adli yargıda aleyhine dava açılıp sorumlu görülen gerçek veya tüzel kişiyle birlikte aynı zarardan dolayı müteselsilen sorumlu sayılmasına engel oluşturmamaktadır.    

            Olayda, Edirne 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 9.6.1998 tarih E:1998/106, K:1998/88 sayılı kararıyla, dava konusu taşınmaz hakkında, üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesine rağmen, tapu sicilinin tutulmasından sorumlu davalı idarece düzenlenen 4.9.1998 tarihli resmi senet ile taşınmazın davacı tarafından satın alındığı, fakat tapu kaydının iptal  edilmesi, dolayısıyla idarenin hizmet kusuru nedeniyle davacının zarara uğradığı açıktır.

            Ancak, davacının uğradığını öne sürdüğü zarar, davalı idarenin, mahkemece tedbir konulan taşınmazın davacıya satış işlemini yargı kararı üzerine iptal etmesinden, diğer bir ifadeyle, yargı kararı uygulanarak tesis olunan idari işlemden doğmuş bulunması nedeniyle, zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın, 2577 sayılı Yasanın 12. maddesinde öngörülen sürede idari işlemin icrası, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edildiği tarih itibariyle 60 gün içinde açılması zorunludur.

            Dolayısıyla, Edirne 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 5.5.2000 tarih E:1998/375, K:2000/209 sayılı kararıyla, davacının anılan taşınmaza ait tapusunun iptal edilmesi ve bu kararın Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 29.3.2001 tarih E:2000/5323, K:2001/1598 sayılı kararı ile onanması üzerine açılan bu davanın, anılan Yargıtay kararı üzerine idarece tapu kaydının iptal edildiği, böylece ilk satış işleminin geri alınması yolundaki idari işlemin tesis edildiği tarihten itibaren idari dava açma süresi içerisinde açılıp açılmadığının da araştırılması gerekmektedir.

            Bu durumda, yukarıda belirtilen hususlar gözetilmeksizin, davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemektedir.

            Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Yasanın 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, Edirne İdare Mahkemesinin 16.12.2003 tarih ve E:2002/328, K:2003/1130 sayılı kararının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine  13.2.2006  tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

 

          T.C.

D A N I Ş T A Y

Onuncu Daire

Esas  No   : 2003/630

Karar No   : 2006/1981

 

Özeti : Nüfus kayıtlarına göre evli görünmeyen kişi ile üzerine açılan tazminat davasında hükmedilen manevi tazminat miktarının, olayın oluş şekli ve zararın niteliğine göre duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa giderecek ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak şekilde belirlenmesi gerektiği hakkında.

 

            Temyiz Eden (Davalı)    : İçişleri Bakanlığı- ANKARA

            Temyiz Eden (Davacı)    : …

            Vekili                            : Av. …

            İstemin Özeti               : Trabzon İdare Mahkemesince  Dairemiz bozma kararına uyularak verilen 7.11.2002 tarih ve E:2002/821, K:2002/727 sayılı kararın taraflarca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

            Davalı İdarenin Savunmasının Özeti: Yerinde olmadığı ileri sürülen temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

            Davacının Savunmasının Özeti: Savunma verilmemiştir.

            D.Tetkik Hakimi            : Birgül  Kurt

            Düşüncesi                    : Dava; davacının, nüfus kayıtlarına göre evli görünmeyen … ile  evlenmesinden sonra, bu şahsın … ile evli olduğu ve bu kişinin halen yaşadığının saptanması üzerine, evliliğinin yargı kararı ile iptal edildiğinden bahisle yasal faiziyle 5.000.000.000TL.manevi tazminat verilmesi istemiyle açılan dava sonucu verilen kararın, tazminat isteminin kabulü ile manevi tazminata faiz yürütülmemesine ilişkin kısmının onanması, İdarenin kusuru, olayın oluş şekli ve zararın niteliği dikkate alındığında, mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarının, duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa giderecek, idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak düzeyde olmadığından bozulması gerektiği düşünülmüştür.

            Danıştay Savcısı           :  Bilgin Arısan

            Düşüncesi                    : Tarafların karşılıklı temyiz dilekçelerinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp İdare Mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.

            Açıklanan nedenlerle tarafların karşılıklı temyiz isteminin reddiyle İdare Mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

            Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü:

            Dava; davacının, nüfus kayıtlarına göre evli görünmeyen … ile evlenmesinden sonra, bu şahsın halen yaşayan … ile evli olduğunun saptanması üzerine, evliliğinin yargı kararı ile iptal edildiğinden bahisle 5.000.000.000.TL manevi tazminatın  yasal faiziyle birlikte verilmesi istemiyle açılmıştır.

            Trabzon İdare Mahkemesince; dava dosyasında bulunan belgelerden, … eşi …'in nüfus kaydında 05.01.1992 tarihi itibarıyla ölü olarak göründüğü, bu bilgiler esas alınarak Fransız uyruklu davacı ile …'in 27.6.1995 tarihinde evlendiği, ancak davacının yaptığı araştırmalar sonucu …'in sağ olduğunun tespit edildiği ve evliliğin butlanı için açılan davada Kelkit Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 25.10.1999 tarih, E:1999/99, K:1999/144 sayılı kararıyla; …'in yaşadığının ve nüfus kaydına ölü olarak geçirildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle evliliğin butlanına karar verildiği, bu kararın temyiz edilmeyerek 27.10.2000 tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı, … ile … hakkındaki nüfus kayıtlarının gerçeğe aykırı bir şekilde düzenlendiği açık olmakla; davalı idarenin verdiği bu hizmetin kötü bir şekilde yerine getirilerek hizmet kusuru işlendiğinin kabulü ile bu hizmet kusuru nedeniyle davacının uğradığı elem ve ızdırabın kısmen de olsa parasal olarak giderilmesinin Anayasanın 125'inci maddesi gereği olduğu, bu durumda; olayların gelişimi ve sonucu dikkate alınarak 2.500.000.000.- TL. manevi tazminatın davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı, manevi tazminatın gerçekte bir tazmin aracı değil, doyum aracı olması nedeniyle hükmedilen miktar üzerinden faiz ödenmesinin, manevi tazminatın amacına uygun düşmediği belirlenerek tazminat isteminin kısmen kabulü ile 2.500.000.000.- TL. manevi tazminatın davalı idarece davacıya ödenmesine; istemin fazlaya ilişkin kısmı ile hükmedilen manevi tazminata faiz işletilmesi isteminin reddine karar verilmiştir.

            Davacı, manevi tazminatın kısmen reddi ile kabul edilen manevi tazminata faiz yürütülmemesine ilişkin kısmı, davalı idare ise kabule ilişkin kısmı yönünden  anılan kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedirler.

            Davalı idarece ileri sürülen iddialar, anılan kararın kabule ilişkin kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

            Davacının temyiz istemine gelince;

            Manevi tazminat, patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir oranda olması gerekmektedir.

            İdarenin kusuru, olayın oluş şekli ve zararın niteliği dikkate alındığında, mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarının, duyulan elem ve ızdırabı kısmen de


imar hukukcusu








belediyelerin imar hukukçusu

Copyright © Imar Hukukcusu Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2007-06-09 (1455 okuma)

[ Geri Dön ]