imar

İmar Hukukçusundan Güncel Makaleler (imar)

imar hukuku (imar planları, arazi ve arsa düzenlemesi, kaçak yapı para cezası, inşaat ruhsatı vb.)dava dilekçe örnekleri

Tasnif edilmiş Danıştay Altıncı Dairesi İçtihatları

Danıştay imar ve imar hukuku içtihatları

imar hukuku ile ilgili terimler ve tanımlar


İmar Hukukçusu. Toki'den Ucuz Konut Satışı Devam Ediyor

+Hatalı ödemelerin geri alınması

+
18 uygulaması,

+
Danıştay içtihadı birleştirme kurulu kararı yargı kararının yerine getirilmemesi

+
Belediyelerin internet adresleri (web)

+
Görev tazminatı ile ilgili haberler

+
Konut finansmanı sistemine ilişkin çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması hakkı

+
Toki'nin satılık evlerine yoğun talep var.

+
18. Madde uygulamasında hukuka aykırılık nedenleri imarhukukcusu cafer ergen

+Eski Haberler

+
2577 sayılı İYUK 7. Madde ile ilgili Danıştay İçtihatları

+657 sayılı Yasa uyarınca verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolu

+Radyoloji personelinin çalışma (mesai) saatleri

+
5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu kapsamında Sayıştay Genel Kurulunun 14.6.2007 tarih ve 5189/1 sayılı kararı.

· ANAYASA MAHKEMESİNİN "YÜRÜRLÜ?Ü DURDURMA" KARARLARI

· ANAYASA MAHKEMESİNE İPTAL İSTEMİYLE YAPILAN BA?VURULAR ÜZERİNE VERİLEN KARARLAR

· İmar Hukuku Terimleri Sözlüğü

· idare hukukcusu (idare hukuku)

idari yargı
İdari yargıda (İdare Mahkemelerinde) açılacak yürütmeyi durdurma istekli iptal ve tam yargı dava dilekçesi örneğini görmek için buraya tıklayınız.

İmar

Tüm içeriği görmek için tıklayınız

İdare Hukuku

İDARE HUKUKU

imarhukukcusu.com tüm haberler

imar, Eski Haberler
21.09.12
· İmarda kısıtlılık sorunu sona eriyor (5 Yıl ile sınırlandırıldı)
16.09.12
· imar planları ve imar uygulamaları nedeniyle ücret
08.09.12
· Tazminat davasının süreaşımı nedeniyle reddi halinde maktu avukatlık ücreti
· İlan edilmeksizin uygulamaya konulan bir imar planının şekil eksikliği nedeniyle
· Davanın niteliği itibariyle mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmas
· Özel parselasyon ile belirlenmiş bulunan umumi hizmet alanları
· İmar planı ile notu arasında birbirine aykırı hususların bulunması
· 5 yıllık inşaat ruhsatı süresi içinde yapı kullanma izin belgesi alınmaması hali
12.05.12
· Deprem nedeniyle oluşan zararda belediyenin kusursuz sorumluluğu yoktur
10.05.12
· Tapulu yerdeki yapı ruhsattsız da olsa 32. madde işletilmemişse tazminat gerekir
· Yeşil alan için yapılan bağış da DOP tan düşülür.
14.04.12
· Bam Adli Yargı Adalet Komisyonlarınca Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Hakkın
· Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
· Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
06.04.12
· Anayasa Mahkemesi’ne Göre 3194/42. Maddesinin Üçüncü Fıkrası (32 md)
· 42. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “…32…” ibaresi
01.04.12
· belediyelerin mimari projelerde meslek odasından ayrıca "proje onay belgesi" ist
· 125 nolu Danıştay Dergisi imar hukuku içtihatları
23.03.12
· Köy yerleşik alanı ve civarında imar yetkisi
· Yoldan İhdasen Oluşan Taşınmazlar Hakkında Yorum
· Anayasa Mahkemesi Kararı (Yoldan İhdas)
11.03.12
· Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı
05.03.12
· Çoğaltılmış Fikir Ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu
14.02.12
· Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı
21.12.11
· Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (21 Aralık 2011-28149)
· İmar Davaları Kitabı Üçüncü Baskı 2011
06.12.11
· İmar hukuku içtihatları (Danıştay Dergisi 124)
23.10.11
· 3194 sayılı Kanunun 5940 sayılı Kanunla değişik 42. maddesi uyarınca para cezası
· 1608 sayılı Kanun uyarınca idari para cezası verilmesine ve 1 kez yasaklanan faa
· Bedele Dönüştürülen Paya Takdir Edilen Karşılığın Artırılması Davası
· Cedit-Erenler-Topçular-28 Haziran Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı
09.09.11
· Her proje için müellif sicil durum belgesi alınması zorunlu
12.08.11
· Valilik görüşü alınmadığı gerekçesiyle yıkılamayacağı
· İmar planının yürütmesinin durdurulması üzerine yapının mühürlenmesi
· Ticaret alanında akaryakıt istasyonu yapılamaz
· müellif sicil durum belgesi ibraz edilmeden yapı ruhsatında hukuka uyarlık bulun
· Tadilat ruhsatının kat irtifakı sahibi kişilerin imzası, bu kişiler tarafından v
· 2981 sayılı Yasanın 10/b alanında 3194 sayılı Kanunun 18. madde uygulamasında DO
· Mutlak tarım arazileri
01.08.10
· www.idarehukuku.net Türkiye'nin İdare Hukuku - İdari Yargı Bilgilerine hoşgeldin
29.06.10
· Belediye Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
17.04.10
· Kaplıca izinlerini artık Valilikler verecek. Bakanlık yetkiyi devretti.
10.04.10
· Yeni imar para cezası hükümleri önceki (Kaçak yapı suçlarına) uygulanmaz.
08.04.10
· 3194/18 uyg. yapılmayan alanda kamulaştırma yapılabilir
03.04.10
· Nazım imar planının yürürlükteki 1/100000 ve 1/50000 ölçekli planlara uygun olma
28.01.10
· İmar planı ve inşaat ruhsatı iptali üzerine tazminat dava açma süresi
· Plan değişikliği isteminin reddi yolundaki işlemin değil doğrudan planın iptalin
· Planlı bir bölgede arazi ve arsa düzenlemesi yapılmadan kamulaştırma yapılması
· Dolgu alanında plan yapılabilmesi
· Binanın hukuken en son bittiği tarih

Eski Haberler

İmar hukuku ile ilgili Kanunlar

+imar kanunu (3194)
+il özel idaresi kanunu (5302)
+belediye kanunu (5393)
+büyükşehir belediyesi kanunu(5216)
+kamulaştırma kanunu (2942)
+kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanunu (2863)

+yıpranan tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması hakkında kanun (5366)
+yapı denetimi hakkında kanun (4708)
+gecekondu kanunu (775)
+imar ve gecekondu af kanunu (2981/3290)

İMAR HUKUKU İLE İLGİLİ YÖNETMELİKLER

+belediyeler tip imar yönt.
+imar affı yönetmeliği
+plansız alanlar yönt.
+plan yapım yönt.
+koruma amaçlı im. pln. yönt.
+kıyı kanunu uyg. yönt.
+tarım alanları yönt.
+karayolları kenarlarında..yönt.
+18. madde uygulama yönt.
+plan müellifleri yönt.
+gecekondu yönetmeliği

+imar ile ilgili tüm yönet.

SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SA?LIK SİGORTASI KANUNU

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Mevuzatı

idare hukuku (Danıştay) içtihatları

İdare hukuku İçtihatları

idare hukuku, iptal ve tazminat davası

İdari Yargıda (İdare Mahkemelerinde) açılacak Yürütmenin Durdurulması istekli iptal ve tazminat dava dilekçe örneği için tıklayınız.

İMAR

imar
içtihatları

Ankara Bölge İdare Mahkemesi

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi
Ankara Bölge İdare Mahkemesi
Konya Bölge İdare Mahkemesi
Aydın Bölge İdare Mahkemesi
Edirne Bölge İdare Mahkemesi
Manisa Bölge İdare Mahkemesi
Ordu Bölge İdare Mahkemesi
Van Bölge İdare Mahkemesi
Zonguldak Bölge İdare Mahkemesi
Sakarya Bölge İdare Mahkemesi
Samsun Bölge İdare Mahkemesi
Antalya Bölge İdare Mahkemesi
Gaziantep Bölge idare Mahkemesi
Denizli Bölge İdare Mahkemesi
Adana Bölge İdare Mahkemesi
İzmir Bölge İdare Mahkemesi
Erzurum Bölge İdare Mahkemesi
Eskişehir Bölge İdare Mahkemesi
Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi
Bursa Bölge İdare Mahkemesi
Malatya Bölge İdare Mahkemesi
Sivas Bölge İdare Mahkemesi
Kayseri Bölge İdare Mahkemesi
Trabzon Bölge İdare Mahkemesi
İdari Yargı (İDARE HUKUKU) Kitapları (Yayınları)
Bölge İdare Mahkemelerinin İnternet (Web) Adresleri - Sayfaları
BÖLGE İDARE MAHKEMELERİNİN İTİRAZ MERCİLERİ
Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun
Devlet Memurları Kanunu
Danıştay Kanunu
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
İdari Yargılama usulü Kanunu
Hakimler ve Savcılar Kanunu
399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Personel Rejimlerinin Düzenlenmesi ve 233 sayılı KHK''nin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu

Danıştay Dördüncü (4.) Daire içtihatları (113 nolu Danıştay Dergisi- imar, imar hukuku) 82
imar hukuku



Türkiyenin imar hukuku sorunları


Yeni Sayfa 13

DÖRDÜNCÜ DAİRE KARARLARI

 

KAMU ALACAKLARININ TAHSİLİ

 

          T.C.

D A N I Ş T A Y

Dördüncü Daire

Esas  No   : 2005/1776

Karar No   : 2006/724

 

Özeti : Tecile ilişkin şartları düzenleyen 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, katma değer vergisi, zirai stopaj vergisi, eğitime katkı payı, fon payından doğan kamu borcu ve cezaların tecil edilemeyeceğine ilişkin bir sınırlamaya yer verilmediği halde, 19.2.2003 günlü ve 2003/1 seri nolu tahsilat iç genelgesi ile bu yönden bir sınırlamaya gidilmesinde ve bu genelge esas alınarak tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında.

 

            Temyiz Eden                 : … Malmüdürlüğü   GİRESUN

            Karşı Taraf                    : … Gıda Kimyevi Gübre Ticaret Limited Şirketi

            İstemin Özeti               : 2002, 2003, 2004 yıllarına ilişkin toplam 29.827.65 YTL tutarında vergi borcu bulunan davacının 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesi kapsamındaki tecil ve taksitlendirme talebinin 19.641.00 YTL. tutarındaki kısmının 19.3.2003 tarih ve 2003/1 seri nolu Tahsilat İç Genelgesi uyarınca katma değer vergisi, zirai stopaj, eğitime katkı payı ve fon payından doğması nedeniyle tecil kapsamında bulunmadığı, bu miktarın defaten ödenmesi ve belirlenen şartların taşınması halinde geriye kalan kısmın 10 taksitle ödenebileceği yolunda tesis edilen 4.3.2005 gün ve 133 sayılı işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır.  Ordu Vergi Mahkemesi, 20.5.2005 günlü ve E:2005/101, K:2005/152 sayılı kararıyla, davacının tecil ve taksitlendirilmesini talep ettiği miktarın,  29.827.65 YTL. olduğu, bu miktarın da 19.2.2003 gün ve 2003/1 seri nolu Tahsilat İç Genelgesi ile Maliye Bakanlığınca malmüdürlüklerine devredilen tecil ve taksitlendirme yetkisinde olan 20.000 YTL.den (20.000.000.000. TL.) fazla olması karşısında davalı İdarenin belirtilen genelge uyarınca dosyayı Maliye Bakanlığına göndermesi gerekirken, taksitlendirme konusunda tesis ettiği işlemin yetki yönünden hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Davalı İdare, yapılan işlemin yasal olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.

            Savunmanın Özeti        : Savunma verilmemiştir.

            Tetkik Hakimi Hayrettin Korucu'nun Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

            Danıştay Savcısı Emel Cengiz'in Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

            Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

 

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

            Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:

            6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun'un "Tecil" başlıklı 48 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, "Amme borcunun vadesinde ödenmesi veya haczin tatbiki veyahut haczolunmuş malların paraya çevrilmesi amme borçlusunu çok zor duruma düşürecekse, borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartıyla alacaklı amme idaresince veya yetkili kılacağı makamlarca vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası ve gecikme zammı alacakları iki yılı, bu alacaklar dışında kalan amme alacakları ise beş yılı geçmemek üzere faiz alınarak tecil olunabilir" denilmiş, 5 inci fıkrasında da, "Tecilde taksit zamanları ve diğer şartlar tecile yetkili makamlarca tespit olunur." hükmüne yer verilmiştir.

            Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğünce 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin uygulanmasına ilişkin olarak çıkarılan 19.2.2003 gün ve 2003/1 seri nolu Tahsilat İç Genelgesinde; Taşıt Alım, Motorlu Taşıtlar, Katma Değer Vergisi, Geçici Vergi, Zirai (stopaj) Vergisi, Özel Tüketim Vergisi, Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi, Harçlar, Fonlar ve Ecrimisil ile Eğitime Katkı Payı ve Eğitime Katkı Payına ait gecikme zammından olan alacakların tecil edilmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca aynı genelgeyle malmüdürlükleri ve vergi daireleri 20.000.000.000 Liraya (20.000 YTL.) kadar olan vergi borçlarının tecil ve taksitlendirilmesi konusunda yetkili kılınmıştır.

            Dava dosyasının incelenmesinden; davacının 29.827.65 YTL. tutarında toplam vergi borcunun tecil ve taksitlendirilmesi için idareye başvurduğu, davalı İdarenin 4.3.2005 tarih ve 133 sayılı işlemiyle, borcun 19.641.00 YTL. tutarındaki kısmının; katma değer vergisi, zirai stopaj vergisi, eğitime katkı payı ve fon payından kaynaklandığı ve 19.2.2003 gün ve 2003/1 seri nolu İç Tahsilat Genelgesine göre tecil edilemeyecek borç kapsamında bulunduğu gerekçesiyle tecil talebinin reddedildiği, bu miktarın defaten ödenmesi ve diğer şartların mevcudiyeti halinde geri kalan 10.186.65 YTL. tutarında kısmın 10 taksitle ödenebileceğinin belirtildiği anlaşılmıştır.

            Bu durumda tecile ilişkin şartları düzenleyen 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, katma değer vergisi, zirai stopaj vergisi, eğitime katkı payı, fon payından doğan kamu borcu ve cezaların tecil edilemeyeceğine ilişkin bir sınırlamaya yer verilmediği halde yukarıda gün ve seri numarası belirtilen tahsilat iç genelgesi ile bu yönden bir sınırlamaya gidilmesinde ve bu genelge esas alınarak tesis edilen işlemde hukuka uyarlık  bulunmadığından işlemin yetki yönünden iptaline ilişkin mahkeme kararı sonucu itibariyle yerinde görülmüştür.

            Temyiz isteminin bu nedenle reddine, Ordu Vergi Mahkemesinin 20.5.2005 günlü ve E:2005/101, K:2005/152 sayılı kararının belirtilen gerekçeyle onanmasına, 4.4.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

KATMA DE?ER VERGİSİ

 

          T.C.

D A N I Ş T A Y

Dördüncü Daire

Esas  No   : 2006/69

Karar No   : 2006/888

 

Özeti : Kredi karşılığında teminat olarak gösterilen taşınmazın icra yoluyla kredi veren bankaya satışının katma değer vergisinden istisna olduğu hakkında.

 

            Temyiz Eden                 : Sincan Vergi Dairesi Müdürlüğü/ANKARA

            Karşı Taraf                    : Türkiye İş Bankası A.Ş.

            Vekili                            : Av. … - Av. …

            İstemin Özeti               : Kredi karşılığı teminat alarak gösterilen taşınmazın, icra yoluyla davacı banka tarafından alınması nedeniyle ödenen katma değer vergisinin iadesi istemiyle dava açılmıştır. Ankara 1. Vergi Mahkemesinin 24.9.2003 günlü ve E:2003/278, K:2003/730 sayılı kararıyla, 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'na 4684 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle 3.7.2001 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere eklenen geçici 29 uncu maddesinin 6 ncı bendinde, Türkiye'de faaliyette bulunan bankaların aktifinde kayıtlı olan gayrimenkuller ve iştirak hisselerinin satışından doğan kazançlar ile bu bankalara doğrudan veya dolaylı olarak iştiraki bulunan tam mükellef sermaye şirketlerinin aktifinde kayıtlı olan gayrimenkuller ve iştirak hisselerinin satışından doğan kazançların, satışın yapıldığı yılda banka sermayesine ilave edilen kısmının kurumlar vergisinden müstesna olduğu, vadeli satış halinde, satışın yapıldığı hesap dönemini takip eden ikinci hesap dönemi sonuna kadar banka sermayesine ilave edilen tutarların da bu istisnadan yararlanacağı, ilk yapılan tahsilatın iştirak hissesi veya gayrimenkulün maliyet bedeline ilişkin olduğunun kabul edileceği, bent hükmüne göre vergiden müstesna tutulan kazançların, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinin (b-ii) ait bendine göre vergi tevkifatına tabi tutulmayacağı, Türk Ticaret Kanununun 391 nci maddesinin bu suretle gerçekleştirilecek sermaye artırımına aykırı hükümlerinin uygulanamayacağı, bu bent hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten sonra bu bent kapsamında yapılacak işlemler tapu ve kadastro harcından, düzenlenen kağıtlar damga vergisinden, lehe alınan paraların da banka ve sigorta muameleleri vergisinden müstesna olduğu, bu hükümden yararlanan kurumların gayrimenkul ile iştirak hisselerinin satışından doğan kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinin son fıkrası hükmü uygulanmayacağı, bentte belirtilen istisna hükümlerinin yürürlük tarihi itibarıyla banka kayıtlarına göre, Türkiye'de faaliyet gösteren bankalara borçlu durumda olan tam mükellef sermaye şirketlerinin ve kefillerinin, bu Kanunun yayımı tarihinde sahip oldukları ve bu borçlara karşılık bankalara devrettikleri gayrimenkul ve iştirak hisselerinden doğan kazançları için de uygulacağı, 3065 sayılı Katma Değer  Vergisi Kanunu'nun Geçici 10 uncu maddesi uyarınca da Kurumlar Vergisi Kanununun geçici 29 uncu maddesinin 1/6 fıkrası kapsamındaki tesliminin vergiden müstesna tutulacağı hükmüne yer verildiği, dosyanın incelenmesinden davacı bankanın şubesinden … Aliminyum firmasının kredi aldığı kredi karşılığında taşınmazını teminat gösterdiği, adı geçen firmanın  borçlarını ödeyememesi sonucu taşınmazın davacı bankaya icra yoluyla satılması üzerine satış bedeli üzerinden hesaplanan katma değer vergisinin istisna kapsamında bulunduğu ileri sürülerek dava açıldığının anlaşıldığı, sözü edilen Kurumlar Vergisi Kanununun geçici 29/6 ncı maddesinde Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bankaları borçlu olan tam mükellef sermaye şirketleri ve kefillerinin sahip oldukları gayrimenkul ve iştirak hisselerinin borca mahsuben bankalara devri halinde maddede belirtilen istisnaden yararlanacakları, aynı şekilde Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 10 uncu maddesine göre de Katma Değer Vergisinden istisna olduğu açık olup, bu maddelere de borçlu şirketlerin ellerindeki gayrimenkul ve iştirak hisseleri devirlerinin rızaen veya icra yoluyla yapılması konusunda bir ayrım yapılmamış ve yasa metninde icra yoluyla yapılan devirlerde istisna hükümlerinin uygulanamayacağına ilişkin düzenlemeye de yer verilmediği, bu nedenle bankaya olan kendi borcu nedeniyle tam mükellef kurumun adına kayıtlı taşınmazın icra yoluyla satılarak davacı bankaya devri istisna kapsamında olduğundan katma değer vergisi tahakkukunda yasaya uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle tahakkukun iptali ile ödenen verginin iadesine karar verilmiştir. Davalı İdare, tahakkukun Kanuna uygun olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.

            Savunmanın Özeti        : Yasal dayanaktan yoksun bulunan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

            Tetkik Hakimi Erkan Kunduracı'nın Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

            Danıştay Savcısı Bilgin Arısan'ın Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

            Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

            Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:

            Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir.

            Bu nedenle, temyiz isteminin reddine, Ankara 1. Vergi Mahkemesinin 24.9.2003 günlü ve E:2003/278, K:2003/730 sayılı kararının onanmasına 20.4.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

KURUMLAR VERGİSİ

 

          T.C.

D A N I Ş T A Y

Dördüncü Daire

Esas  No   : 2005/1121

Karar No   : 2006/118

 

Özeti : Gayrimaddi hak kapsamında olmayan bir kısım labarotuvar ve analiz çalışmaları için yapılan harcamaların 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesi kapsamında gider kaydedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı hakkında.

 

            Temyiz Eden                 : … İlaç Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi

            Vekili                            : Av. …

            Karşı Taraf                    : Anadolu Kurumlar Vergi Dairesi Başkanlığı   İSTANBUL

            İstemin Özeti               : 2002 yılı işlemleri incelenen davacı adına, inceleme raporuna dayanılarak, ihtilaflı dönemde ruhsatlı olarak satışını yaptığı bir kısım ilaçlara ilişkin olarak yurt dışındaki laboratuarlara yaptırılan biyoeşdeğerlik/biyoyararlanım analizlerine ait giderlerin, ilaçlara ait ruhsatların maliyeti kapsamında aktifleştirilerek amortismana tabi tutulmak suretiyle itfa edilmesi gerekirken, dönem sonu hesaplarına doğrudan gider kaydedilerek matrahın azaltılmasına sebebiyet verildiği ileri sürülerek tespit edilen matrah farkı üzerinden re'sen kurumlar vergisi salınmış, fon payı hesaplanıp,vergi ziyaı ve usulsüzlük cezası kesilmiştir. İstanbul 2. Vergi Mahkemesi, 8.3.2005 günlü ve E:2004/1937, K:2005/327 sayılı kararıyla; 213 sayılı Vegi Usul Kanunu'nun 313 ncü maddesinin 1 nci fıkrasında,işletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya,aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269 ncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin 1 nci kısımdaki esaslara göre yok edilmesinin amortisman mevzuunu teşkil ettiğinin belirtildiği, 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 24 ncü maddesinin 1 nci fıkrasında sayılan, telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret ünvanı, alameti farika ve benzeri haklar ile, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 70 nci maddesinin 5 nci fıkrasında sayılan arama, işletme ve imtiyaz hakları ve ruhsatları,ihtira beratı,alameti farika,marka,ticaret ünvanı,kullanma hakkı ve imtiyazı gibi hakların gayrimaddi haklar kapsamında sayıldığı, anılan yasal düzenlemeler uyarınca, işletmeler tarafından yetkili kurumlardan alınan ruhsatlara ait harcamaların maliyet bedeliyle aktifleştirilerek amortismana tabi tutulması gerekmekte olup, bu türden giderlerin tamamının ilgili yılda gider yazılmasına olanak bulunmadığı, dosyanın incelenmesinden; beşeri ilaç üretim faaliyetiyle uğraşan davacının,üretip satışını yaptığı ilaçların ruhsata bağlanması amacıyla, ilgili yönetmelikler uyarınca istenen biyoeşdeğerlik/biyoyararlanım analiz raporları için İsviçre'de yerleşik firmalara yaptırılan analizlere ait ödenen tutarların doğrudan gider kaydedilerek matrahtan düşülmesi eleştirilerek, inceleme raporu ile tespit edilen matrah farkı üzerinden tarhiyat yapıldığının anlaşıldığı, ruhsatların gayrimaddi hak kapsamında bulunduğu açık olup bu konuda taraflar arasında da ihtilaf olmadığı,ihtilafın,yukarıda bahsedilen analiz raporlarına ilişkin giderlerin ruhsatlandırma işlemine ait bir gider olup olmadığına ilişkin bulunduğu, konuya ilişkin olarak 2.3.1995 tarih ve 22218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Tıbbi Farmasotik Ürünler Ruhsatlandırma Yönetmeliği'nin 8 nci maddesinde, bir tıbbi farmasütik ürüne ruhsat almak üzere yapılan başvuru dilekçesi ekinde madde bentlerinde sayılan belgelerin yanında 3 numaralı bent uyarınca, biyoeşdeğerlik/ biyoyararlanım raporlarının ve bunlarla ilgili bilgi ve dökümanların bulunması zorunluluğunun getirildiği, bu nedenle, satışa çıkarılan ilaçların ruhsata bağlanması amacıyla yapılan başvuruda bulunması zorunlu belgeler arasında yer alan söz konusu analizlere ait raporlara ilişkin harcama ve giderleri,ruhsatlandırma işleminden ayrı olarak düşünmeye olanak bulunmadığından, yapılan bu türden giderlerin gayrimaddi hak kapsamında olan ruhsatın maliyet bedeli içerisinde aktifleştirilip amortisman yöntemiyle itfa edilmesi gerekirken, anılan giderlerin tamamının ilgili dönemde gider kaydedilerek matrahtan düşülmesinde isabet görülmediği, öte yandan tarhiyata vergi ziyaı cezası uygulanmış bulunduğundan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 336 ncı maddesine göre,ayrıca usulsüzlük cezası kesilemeyeceğinden kesilen usulsüzlük cezasında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle tarhiyata yönelik davanın reddine,usulsüzlük cezasının kaldırılmasına karar vermiştir.Davacı, yapılan tarhiyatın yasal olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.

            Savunmanın Özeti        : Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

            Tetkik Hakimi Abdurrahman Gençbay'ın Düşüncesi: Davacının üretimini ve satışını yaptığı ilaçlardan dolayı ilgili yönetmeliklere göre istenen biyoeşdeğerlik/biyoyararlanım analiz sonuçları ve raporları için yapılan harcamaların gider kaydı kabul edilmeyerek, bu çalışmaların gayrimaddi hak niteliğinde olan ruhsatlandırma işleminin ayrılmaz bir parçası olduğu kabul edilip gayrimaddi haklar gibi amortismana tabi tutularak itfa edilmesi gerektiği ileri sürülerek tarhiyat yapılmış ise de; söz konusu analiz sonuçları ve raporların ruhsatlandırma işleminden ayrı, klinik ve laboratuar çalışmaları olduğu, gayrimaddi hak kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu nedenle bu çalışmalar için yapılan harcamaların gider kaydedilerek sonuç hesaplarına yansıtılmasında hukuka aykırılık bulunmadığından yapılan tarhiyatta ve tarhiyata karşı açılan davayı reddeden mahkeme kararında isabet görülmediğinden vergi mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

            Danıştay Savcısı A.Kemal Terlemezoğlu'nun Düşüncesi: Uyuşmazlıkta,ilaçların ruhsatlandırılması kapsamında yaptırmış olduğu biyoeşdeğerlik, biyoyararlanım analiz çalışmaları harcamalarının gider kaydının kabul edilmeyerek aktifleştirilmesi gerektiği yolunda düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak 2002 yılı için vergi ziyaı cezalı olarak tarh olunan kurumlar vergisi; fon payı ile kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı kısmen kabul eden cezalı kurumlar vergi ile fon payını onayan,özel usulsüzlük cezasını kaldıran İstanbul 2.Vergi Mahkemesi kararının yükümlü şirket tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

            T.C.Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü ve istanbul Ticaret Odası Etüd ve Araştırma şubesi yazılarında,biyoeşdeğerlik giderlerinin AR-GE kapsamında tanımlanacak bir klinik ve laboratuvar çalışması olduğu,bu çalışmaların patent, ruhsat, lisans, ihtira, telif, marka,unvan v.s gibi gayrimaddi hak olmadığı,süreklilik arz etmediği,geçiçi olduğu,tek başına bir hak ve netice doğurmadığı belirtilmektedir.

            Buna göre, biyoeşdeğerlik analizleri için yapılan harcamaların gayri maddi hak olarak kabul edilmesi ve aktifleştirilmesi mümkün bulunmadığından yazılı şekilde verilen vergi mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

            Açıklanan nedenlerle temyiz olunan Vergi Mahkemesi kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

            Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince duruşma yapılmasına gerek görülmeyerek gereği görüşüldü.

            Davacı, üretimini ve satışını yaptığı ilaçlar için,ilgili yönetmelikler uyarınca istenen biyoeşdeğerlik/biyoyararlanım analiz raporlarına ilişkin harcamaların gider kaydının kabul edilmeyerek bu tutarların maliyet bedeliyle aktifleştirilip amortismana tabi tutularak itfa edilmesi gerektiği yolunda düzenlenen vergi inceleme raporuna göre re'sen salınan kurumlar vergisine karşı açtığı davanın, tarhiyata yönelik kısmını reddedip, usulsüzlük cezasına ilişkin kısmını kaldıran Vergi Mahkemesi kararının, cezalı kurumlar vergisi ve hesaplanan fon payına yönelik kısmının reddine ilişkin hüküm fıkrasının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

            213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun amortisman mevzuunu düzenleyen 313 ncü maddesinin 1 nci fıkrasında;işletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya,aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269 ncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edavat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesinin amortisman mevzuunu teşkil edeceği belirtilmiş,aynı Kanunun 269 ncu maddesinde de; iktisadi işletmelere dahil bilimum gayrimenkullerin maliyet bedelleri ile değerleneceği açıklandıktan sonra gayrimaddi hakların da bu kanuna göre gayrimenkuller gibi değerlemeye tabi tutulacağı hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 24 ncü maddesinin 1 nci fıkrasında ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 70 nci maddesinin 1 nci fıkrasının 5 numaralı bendinde işletme hakları ve ruhsatlar gayrimaddi hak kapsamında sayılmıştır.193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 40 ncı maddesinin 1 nci fıkrasının 1 numaralı bendinde de,ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin, safi kazancın tespitinde indirilmesinin kabul edileceği hükme bağlanmıştır.

            İlaç üretimi ve satışı faaliyeti ile uğraşan davacının,ruhsatlı ya da henüz ruhsata bağlanmamış üretimini yaptığı ilaçlar için ilgili yönetmelikler uyarınca ruhsat vermeye yetkili T.C Sağlık Bakanlığı'nca istenen biyoeşdeğerlik/biyoyararlanım raporlarının elde edilmesi için yurt dışında yerleşik firmalara yaptırdığı analizlere ödenen tutarların ilgili dönemde doğrudan gider kaydedilmesi eleştirilmiş, söz konusu analiz sonuçları ve raporların gayrimaddi hak kapsamında olan ruhsatın ayrılmaz bir parçası olduğu, bu nedenle bunların da gayrimaddi hak kapsamında değerlendirilmesi ve bu kapsamda yapılan harcamaların ise,maliyet bedeli ile aktifleştirilip, amortismana tabi tutularak, ruhsatlar gibi yok edilmesi gerektiği yolunda düzenlenen inceleme raporuna göre davacı adına tarhiyat yapılmıştır.

            Anılan yasal düzenlemelere göre, işletmeler tarafından yetkili kurumlardan alınan işletme hakları ve ruhsatların gayrimaddi hak kapsamında olduğu ve bunlar için yapılan harcamaların maliyet bedeli ile aktifleştirilerek amortismana tabi tutulacağı açıktır. Bu konuda taraflar arasında da bir ihtilaf bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davacının yurt dışında bulunan laboratuarlara yaptırdığı bahse konu analiz sonuçları ve alınan raporların ruhsatlandırma işleminin ayrılmaz bir parçası olarak gayrimaddi hak kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkin bulunmaktadır.

            Dosya içeriği bilgi ve belgelerden; patent koruma süresi dolan ilaçların,jenerik ilaç şeklinde patent sahibinin dışındaki firmalarca ruhsatlandırılarak üretilebilmesi için, diğer laboratuar çalışmalarının yanında, eşdeğer olan ilacın orjinal ilaç ile aynı dozda verilişinden sonra aynı etkinlikte, aynı kalite ve güvenlikte bulunması, yani biyoyararlanımının aynı olması gerektiği, bu çalışmaların, jenerik üretici firmalar tarafından yurt içi ve yurt dışında uzman kliniklere yaptırıldığı anlaşılmaktadır. 2.3.1995 tarih ve 22218 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, Tıbbi Farmasotik Ürünler Ruhsatlandırma Yönetmeliği uyarınca, bir tıbbi farmasotik ürüne ruhsat almak üzere yapılan başvuru dilekçelerine, biyoeşdeğerlik/biyoyararlanım raporlarının ve bunlarla ilgili dökümanların eklenmesi zorunluluğu getirilmiş olmakla birlikte, başvuru sahiplerinin bu amaçla harcama yapmaları, ürünün mutlaka ruhsata bağlanmasını gerektiren bir durum olarak öngörülmemiştir.

            Dosyada bulunan T.C Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü'nün 3.9.2004 günlü ve 035521 sayılı yazısında da; herhangi bir ilacın veya hammaddenin, teknik olarak analiz edilmesi sonucunda analizi yapılan maddi eşyanın fiziksel ve kimyasal özellikleri, farmasötik özellikleri,kalitesi hususlarının rapora bağlanması, sonuçta bir tahlil,analiz ve araştırma anlamında olup, biyoeşdeğerlik çalışması da ilacın ancak mevcut değerini, geçerliliğini muhafaza ettiren, gönüllü denekler üzerinde yapılan klinik ve laboratuar çalışmalarının neticesi olduğu, biyoeşdeğerlik analizlerinin doğrudan doğruya ruhsatlandırma işlemi olmadığı, analiz sonuçlarının … kapsamında tanımlanacak bir klinik ve laboratuar çalışması olduğu belirtildiğinden,bu çalışmaların patent,ruhsat,lisans,ihtira beratı,telif hakkı,marka,ticaret ünvanı gibi gayrimaddi hak kapsamında değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır.

            Bu nedenle gayrimaddi hak kapsamında olmadığı anlaşılan söz konusu laboratuar çalışmaları,analiz sonuçları ve raporlar için davacı tarafından yapılan harcamaların 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 40 ncı maddesi kapsamında değerlendirilip, gider kaydedilerek sonuç hesaplarına yansıtılmasında hukuka aykırılık bulunmadığından, yapılan tarhiyatta ve tarhiyata karşı açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

            Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüyle, İstanbul 2. Vergi Mahkemesinin 8.3.2005 günlü ve E:2004/1937, K:2005/327 sayılı kararının,cezalı kurumlar vergisi ile fon payına yönelik hüküm fıkrasının bozulmasına 9.2.2006 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

 

K A R Ş I   OY

            Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar,bozulması istenen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmediğinden,temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.

 

 

          T.C.

D A N I Ş T A Y

Dördüncü Daire

Esas  No   : 2005/1467

Karar No   : 2006/296

 

Özeti : Serbest bölgede şube aracılığıyla faaliyet gösterilmesi durumunda şube kazancının kurumular vergisinden istisna olduğu hakkında.

 

            Temyiz Eden                 : Anadolu Kurumlar Vergi Dairesi Başkanlığı/İSTANBUL

            Karşı Taraf                    : … Boya ve Kimya Sanayi Anonim Şirketi

            Vekili                            : Av. …

            İstemin Özeti               : 1999 yılında serbest bölgede faaliyet gösteren şubeden elde edilen kazancın serbest bölge kazanç istisnası olarak indirim konusu yapılamayacağı ileri sürülerek davacı adına ikmalen kurumlar vergisi salınmış, fon payı hesaplanıp, vergi ziyaı cezası kesilmiştir. İstanbul 8. Vergi Mahkemesi 27.4.2005 günlü ve E:2004/2004, K:2005/927 sayılı kararıyla;3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu'nun 6 ncı maddesinde, serbest bölgelerin gümrük hattı dışında sayılacağı, bu bölgelerde vergi, resim, harç, gümrük ve kambiyo mükelleflerine dair mevzuat hükümlerinin uygulanmayacağı, işleticiler ve kullanıcıların yatırım ve üretim safhalarında Bakanlar Kurulunca belirlenecek teşviklerden yararlandırılabileceği, Türkiye'deki tam ve dar mükellef gerçek ve tüzel kişilerin serbest bölgedeki faaliyetleri dolayısıyla elde ettikleri kazanç ve iratların Türkiye'nin diğer yerlerine getirildiğinin Kambiyo mevzuatına göre tevsiki halinde de, gelir ve kurumlar vergisinden muaf olduklarının belirtildiği, olayda, davacı şirketin İstanbul Deri ve Endüstri Serbest Bölgesinde açtığı şubenin, faaliyet ruhsatının olduğu, özel fatura bastırdığı, satış hasılatını döviz olarak yurda getirdiği taraflar arasında ihtilafsız olup, gerçek ve tüzel kişilerin serbest bölgedeki faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar kurumlar vergisinden muaf olduğundan yapılan tarhiyatta isabet görülmediği gerekçesiyle vergi ve cezanın kaldırılmasına karar vermiştir. Davalı İdare, serbest bölgede faaliyet gösteren şubenin sadece ana merkezle ticari faaliyeti olduğunu dolayısıyla elde edilen kazanç merkezin geliri olarak kabul edilmesi gerektiğinden yapılan tarhiyatın yasal olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.

            Savunmanın Özeti        : Yasal dayanaktan yoksun bulunan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

            Tetkik Hakimi Hülya Z.Yıldırım'ın Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

            Danıştay Savcısı İbrahim Erdoğdu'nun Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

            Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

            Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince duruşma yapılmasına gerek görülmeyerek işin esası incelendi:

            Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir.

            Bu nedenle, temyiz isteminin reddine, İstanbul 8. Vergi Mahkemesinin 27.4.2005 günlü ve E:2004/2004, K:2005/927 sayılı kararının onanmasına 23.2.2006 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

 

K A R Ş I   O Y

            3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu'nun "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1 nci maddesinde, bu Kanunun Türkiye'de ihracat için yatırım ve üretimi artırmak, yabancı sermaye ve teknoloji girişini hızlandırmak, ekonominin girdi ihtiyacını ucuz ve düzenli şekilde temin etmek, dış finansman ve ticaret imkanlarından daha fazla yararlanmak üzere, serbest belgelerin kurulması, yer ve sınırlarının tayini, yönetimi, faaliyet konularının belirlenmesi, işletilmesi, bölgelerdeki yapı ve tesislerin teşkili ile ilgili hususları kapsayacağı, olay tarihinde yürürlükte olan, 5084 sayılı Kanunla değiştirilmeden  önceki "Muafiyet ve Teşvikler" başlıklı 6 ncı maddesinde, serbest bölgelerin gümrük bölgesi dışında sayılacağı, bu bölgelerde vergi, resim, harç, gümrük ve kambiyo mükellefiyetlerine dair mevzuat hükümlerinin uygulanmayacağı, işleticiler ve kullanıcıların yatırım ve üretim safhalarında Bakanlar Kurulunca  belirlenecek vergi dışı teşviklerden yararlandırılabilecekleri, Türkiye'deki tam ve dar mükellef  gerçek ve tüzel kişilerin serbest bölgelerdeki faaliyetleri dolayısıyla elde ettikleri kazanç ve iratların Türkiye'nin diğer yerlerine getirildiğinin kambiyo mevzuatına göre tevsiki halinde de, gelir ve kurumlar vergilerinden muaf olacakları belirtilmiştir.

            Kanunun 1 nci maddesi ile Türkiye'de serbest bölgelerin hangi amaçla kurulmasının öngörüldüğü ifade edilerek, serbest bölgelerin kuruluş amacı; ihracat için yatırım ve üretimi artırmak, yabancı sermaye ve teknoloji girişini hızlandırmak, ekonominin girdi ihtiyacını ucuz ve düzenli şekilde temin etmek, dış finansman ve ticaret imkanlarından daha fazla yararlanmak olarak belirtilmiştir. 6 ncı maddede yapılan düzenlemeyle de, kurumların serbest bölgelerden elde ettikleri kazançlarını kambiyo mevzuatına göre Türkiye'ye getirdiklerinin tevsiki halinde Türkiye'de vergilendirilmemesi amaçlanmıştır. Böylece, dar ve tam mükellef gerçek ve tüzel kişilerin, serbest bölgelerdeki ticari faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. Bu istisna bölgeye bağlı bir istisna olduğundan ancak bölgede faaliyet gösteren gerçek ve tüzel kişilerin elde ettikleri kazanç ve iratlara uygulanabilmektedir. Serbest Bölgede faaliyet göstermek isteyen merkezi Türkiye'de bulunan şirketler, faaliyetlerini serbest bölgede şube açarak sürdürme olanağına sahiptir. Serbest Bölgeler Müdürlüğü'nün 19.6.1998 tarih ve 9814 sayılı Genelgesiyle, Merkezi Türkiye'de bulunan ve faaliyeti devam eden müracaatçıların, Türk Ticaret Kanunu hükümleri yanında Serbest Bölgedeki faaliyetleri için ayrı muhasebe kaydı tutulması ve sermaye tahsisi şartı ile şube açabilecekleri belirtilmiştir.

            Kanunun düzenleniş biçimi ve amacı dikkate alındığında, merkezi Türkiye'de bulunan bir tüzel kişiliğin serbest bölgede şube aracılığıyla gösterdiği faaliyetin amaç ve kapsamının Kanundaki düzenlemeye uygun olması gerekmektedir. Dolayısıyla, serbest bölgede kurulan şubenin amacı, ticari faaliyetleri sonucu gelir elde etmek olduğundan, bu faaliyet sonucu elde edilen kazancın, kurumlar vergisinden istisna tutulması gerekir.  Serbest bölgede kurulan ve merkezi Türkiye'de olan bir şubenin sadece ana merkezle alım satım faaliyetinde bulunması halinde ise, elde edilen bir ticari faaliyet gelirinden söz edilemeyecek olup, bu faaliyet, Kanunun amacına ve ruhuna aykırı bir faaliyet olacağından bu şubeden elde edilen kazancın, kurumlar vergisinden istisna tutulması hukuken mümkün değildir. Bu nedenle, aksi yönde verilen Mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşüyle karara katılmıyoruz.

 

 

          T.C.

D A N I Ş T A Y

Dördüncü Daire

Esas  No   : 2005/1267

Karar No   : 2006/537

 

Özeti : Davacının, Vergi inceleme raporunun vergi dairesi kayıtlarına intikal etmesinden önce 4811 sayılı Kanunun 7 nci maddesi uyarınca matrah artırımında bulunduğu ihtilafsız olduğundan anılan Kanunun 10 uncu maddesinin 4 numaralı fıkrasında belirtilen hüküm uyarınca bulunan matrah farkının, artırılan matrah dikkate alınarak birlikte değerlendirilmesi gerektiği hakkında.

            Temyiz Eden (Taraflar)  : - Marmara Kurumlar Vergi Dairesi Başkanlığı/İSTANBUL

                                                 2- … Makina Sanayi Tesisleri ve Ticaret Anonim Şirketi

            Vekili                            :  Av. …

            İstemin Özeti               : 1999 yılı işlemleri incelenen davacı adına yurtdışı harcamalarına ilişkin olarak gider kaydettiği üç adet faturanın gerçek dışı olduğu belirtilerek salınan kurumlar vergisi, hesaplanan fon payı ve kesilen vergi ziyaı cezasına karşı dava açılmıştır. İstanbul 7. Vergi Mahkemesi, 12.5.2005 günlü ve E:2003/1229, K:2005/1389 sayılı kararıyla; 4811 sayılı Kanunun 7 nci maddesine göre matrah artırımında bulunan davacı hakkında aynı Kanunun 14 üncü maddesinin 2 numaralı bendinde yazılı koşulların mevcudiyeti nedeniyle inceleme başlatılıp, tarhiyat yapılmasında  Kanuna aykırılık bulunmadığı, davacı adına yurtdışında katıldığı fuar nedeniyle yaptığı harcamalara ilişkin olarak gider kaydettiği üç adet faturanın gerçek dışı olduğu belirtilerek tarhiyat yapıldığı, dosyadaki bilgi ve belgelerden, … adlı firmadan alınan faturanın usulüne uygun olmadığı, içeriği itibarıyla yanıltıcı nitelikte olduğu sonucuna ulaşıldığından bu faturanın ve davacının defterlerine gider olarak kaydettiği ancak inceleme elemanına ve Mahkemelerine ibraz etmediği faturanın indirim olarak kabul edilmemesi nedeniyle bulunan matrah farkının yerinde olduğu, ancak Yurtdışında Düzenlenen Fuar ve Sergilere Milli Düzeyde veya Bireysel Katılımın Desteklenmesine İlişkin 1995/06 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı kapsamında destekten yararlanmak için İstanbul Maden Metaller İhracatçı Birliklerine ibraz edilen harcama tablosunda yer almaması nedeniyle gider olarak kabul edilmeyen faturanın içeriği itibarıyla yanıltıcı olduğu yolunda herhangi bir tespit bulunmadığından bu fatura nedeniyle hesaplanan matrah farkının yasal olmadığı gerekçesiyle matrahın azaltılmasına karar vermiştir. Davalı İdare, yapılan işlemlerin yasal olduğunu, davacı, bulunan matrah farkı dayanaktan yoksun olduğu gibi 4811 sayılı Kanun kapsamında matrah artırımında bulunulması nedeniyle bu döneme ilişkin işlemlerinin incelenemeyeceğini, incelenmesi durumunda ise arttırılan matrah kısmının dikkate alınması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedirler.

            Savunmanın Özeti        : Vergi Dairesi Müdürlüğünce davacı temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

            Tetkik Hakimi Hayrettin Korucu'nun Düşüncesi: 4811 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesindeki koşulların varlığı nedeniyle davacının işlemlerinin incelenmesinde ve re'sen tarh yoluna gidilmesinde Kanuna aykırılık bulunmamakta ise de, 4811 sayılı Kanunun 10/4 üncü maddesi gereği tarhiyat yapılırken artırılan matrah dikkate alınmadığından, bu konuda yapılacak inceleme sonucu yeniden bir karar verilmek üzere mahkeme kararının bozulması, davalı idare temyiz isteminin ise reddi gerektiği düşünülmektedir.

            Danıştay Savcısı İbrahim Erdoğdu'nun Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

            Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

            Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:

            Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından ileri sürülen iddialar mahkeme kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

            Davacı temyiz istemine gelince;

            4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu'nun "Gelir ve kurumlar vergisinde matrah artırımı" başlıklı 7 nci maddesinin 1 numaralı fıkrasında, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin vermiş oldukları yıllık beyannamelerinde vergiye esas alınan matrahlarını, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Şubat 2003 ayı sonuna kadar, 1998 takvim yılı için %30, 1999 takvim yılı için % 25, 2000 takvim yılı için % 20, 2001 takvim yılı için %15 nispetlerinden az olmamak üzere artırdıkları takdirde, kendileri hakkında artırımda bulunulan yıllar için yıllık gelir ve kurumlar vergisi incelemesi ve bu yıllara ilişkin olarak bu vergi türleri için daha sonra başka bir tarhiyat yapılamayacağı, 14 üncü maddenin 2 numaralı bendinde ise, 213 sayılı Kanunun 359 uncu maddesinin (b) fıkrasının (1) numaralı bendindeki, "Defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar, veya kısmen sahte olarak düzenleyenler", (2) numaralı bendindeki "belgeleri sahte olarak basanlar" hakkında (1) numaralı fıkra hükümlerinin uygulanmacağı ve bahsi geçenlerin bu Kanunun 7,8 ve 9 uncu madde hükümlerinden yararlanamacağı belirtilmiştir. Anılan Kanunun 10 uncu maddesinin 4 üncü fıkrasında, İnceleme veya takdir sonucu tarhiyata konu matrah farkı tespit edilmesi halinde, inceleme raporları ile takdir komisyonu kararlarının vergi dairesi kayıtlarına intikal ettiği tarihten önce matrah artırımında bulunulmuş olması şartıyla, inceleme ve takdir sonucu bulunan matrah farkının, bu Kanunun 7 ve 8 inci madde hükümleri ile birlikte değerlendirileceği hükmüne yer verilmiştir.

            8.3.2003 günlü ve 25042 (m) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 seri No'lu Vergi Barışı Kanunu Genel Tebliğinin Matrah/Vergi Artırımına İlişkin Hükümler başlıklı VI. bölümünün F/2-(ba) kısmında, "mükellef, inceleme raporları ile takdir komisyonu kararlarının vergi dairesi kayıtlarına intikal ettiği tarihten önce matrah artırımında bulunmuş ise, inceleme ve takdir sonucu bulunan matrah farkı ile mükelleflerin bu Kanunun 7,8 ve 9 uncu maddeleri hükümlerine göre artırdıkları matrahlar birlikte değerlendirilir. Bu değerlendirme sonucu mükellefin ilgili yıllarda artırılan matrah tutarlarının, vergi incelemeleri veya takdir komisyonu kararlarına göre o yıl için belirlenen matrah farkından fazla veya bu tutar kadar olması durumunda mükellef hakkında ayrıca vergi incelemeleri ve takdir komisyonu kararlarına göre vergi tarhiyatı yapılmaz ve ceza uygulanmaz," denilmiş olup, (bb) kısmında da, vergi incelemeleri ve takdir sonucu belirlenen tarhiyata konu matrah farkının mükellefin ilgili yıl için artırdığı matrah tutarından fazla olması halinde, aradaki fark tutar kadar matrah farkı üzerinden mükellef hakkında gerekli vergi tarhiyatı yapılacağı ve ceza uygulanacağı düzenlemesine yer verilmiştir.

            Bu düzenlemelere göre, 4811 sayılı Kanun kapsamında matrah artırımında bulunan mükellefler hakkında da Kanunda belirtilen koşulların varlığı halinde vergi incelemesi yapılması ve matrah farkı tespit edilmesi halinde re'sen tarh yoluna gidilmesi mümkün olmakla birlikte yapılacak hesaplamalarda mükellefler tarafından artırılan matrahların da dikkate alınması gerekmektedir.

            Davacı kurumun 1999 yılı işlemleri yurtdışında katıldığı fuara ilişkin olarak gider kaydettiği üç adet fatura ile sınırlı şekilde  incelenmiş ve 12.5.2003 günlü vergi inceleme raporu ile bu faturaların gerçek bir mal ve hizmet alımına ilişkin olmadığının tespit edildiği belirtilerek re'sen tarhiyat yapılmıştır.

            4811 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin 2 numaralı bendi kapsamında davacının işlemlerinin sınırlı olarak incelenip, tarhiyat önerilmesinde yasaya aykırılık görülmemiştir. Ancak, davacının, vergi inceleme raporunun vergi dairesi kayıtlarına intikal etmeden önce 4811 Kanunun 7 nci maddesi uyarınca matrah artırımında bulunduğu ihtilafsız olduğundan anılan Kanunun 10 uncu maddesinin 4 numaralı fıkrasında belirtilen hüküm uyarınca, bulunan matrah farkının artırılan matrah dikkate alınarak birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

            Bu durumda, Mahkeme tarafından, davacı adına tarh edilen vergi ve kesilen cezalara yönelik uyuşmazlığın esası incelenerek matrah tespit edilmesi yerinde olmakla birlikte ilgili yıl için artırılan matrah dikkate alınmadan karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.

            Açıklanan nedenlerle, İstanbul 7. Vergi Mahkemesinin, 12.5.2005 günlü ve E:2003/1229, K:2005/1389  sayılı kararının artırılan matrah dikkate alınarak yeniden karar verilmek üzere bozulmasına, Vergi Dairesi Müdürlüğü temyiz isteminin reddine, 21.3.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

          T.C.

D A N I Ş T A Y

Dördüncü Daire

Esas No  : 2006/133

Karar No  : 2006/106

 

Özeti : 3065 sayılı Kanunun 1,2,3,4 ve 5 inci maddelerinde açıklanan hükümleri karşısında, ortaklarına borç para vermek suretiyle faiz geliri elde edilmesinin anılan Kanun kapsamında ticari faaliyet olarak kabul edilmesi ve borç verme işlemi sonucu elde edilen faiz gelirlerinin katma değer vergisine tabi olması gerektiği bu işlemler nedeniyle yükümlülerin Banka ve Sigorta Muameleleri vergisi mükellefi olamayacaklarının Kanun hükmü gereği olduğu hakkında.

 

            Temyiz Eden                 : Tavşanlı Vergi Dairesi Müdürlüğü/KÜTAHYA

            Karşı Taraf                    : … Madencilik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi

            İstemin Özeti                : Davacı şirketin ortaklarına borç vermek suretiyle örtülü kazanç dağıtımında bulunduğu ileri sürülerek 2000/Aralık dönemi için katma değer vergisi salınmış, vergi ziyaı cezası kesilmiştir. Eskişehir 1. Vergi Mahkemesinin 8.10.2003 günlü ve E:2003/80, K:2003/805 sayılı kararıyla; 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 28 nci maddesinin üçüncü fıkrasında; 2279 sayılı Kanuna göre ikraz işleriyle uğraşanlarla, ikinci fıkrada belirtilen muamele ve hizmetlerden herhangi birini devamlı olarak yapanların, bu Kanunun uygulanmasında banker sayılacaklarının hükme bağlandığı, 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanunu ek ve değişikleri ile birlikte yürürlükten kaldıran 30.9.1983 gün ve 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinde de, devamlı ve mutad meslek halinde, faiz veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle, ödünç para verme işleriyle uğraşan veya ödünç para verme işlerine aracılık eden ve kendilerine faaliyet izni verilen gerçek kişilerin ikrazatçı sayılacaklarının açıklandığı, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrasının (e) bendinde ise, banka ve sigorta muameleleri vergisinin kapsamına giren işlemler ile sigorta acente ve prodüktörlerinin sigorta muamelelerine ilişkin işlemlerinin katma değer vergisinden müstesna olduğu hükmüne yer verildiği, yukarıda yer alan düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesinden ivaz karşılığı ödünç para verme işini, devamlı ve mutat meslek halinde yapanların, 6802 sayılı Kanunun uygulanması bakımından banker sayılması gerektiği, diğer taraftan, konu ile ilgili Danıştay İçtihatlarına göre aynı takvim yılı içinde birden fazla kişiye ya da birden fazla olmak üzere bir kişiye veya birbirini izleyen yıllarda bir yada birden çok kişiye ödünç para verilmesi halleri, ikraz işiyle devamlı ve mutat meslek halinde uğraşıldığını göstermekte, bu bakımdan ivaz karşılığı borç para verme işiyle devamlı ve mutat meslek halinde uğraşanların bu işten elde ettikleri kazancın, katma değer vergisine değil, banka ve sigorta muameleleri vergisine konu edilmesi, açıklanan hukuki durumun gereği olduğu olayda, davacı şirketin ortaklarına borç para verdiği, karşılığında herhangi bir faiz geliri hesaplamadığı ve bu işlemlerin, vergilendirme döneminde birden çok kez tekrarlandığından dava konusu işlemin tesis edildiği, bu itibarla, banka ve sigorta muameleleri vergisine konu olan anılan işlemlerin katma değer vergisine tabi tutulması, 3065 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin, 4 üncü fıkrasının yukarıda açıklanan (e) bendine uygun olmadığından, aksi görüşten hareketle gerçekleştirilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisinde yasal isabet görülmediği gerekçesiyle vergi ve cezanın kaldırılmasına karar verilmiştir. Davalı İdare, tarh edilen vergi ve kesilen cezanın hukuka uygun olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.

            Savunmanın Özeti        : Savunma verilmemiştir.

            Tetkik Hakimi Kumru Örnek Demirtaş'ın Düşüncesi: 3065 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ve 4 üncü madde hükmü uyarınca grup şirketlere borç para vermek suretiyle finansman hizmeti sağlanmasının anılan Kanun kapsamında ticari faaliyet olarak kabul edilmesi ve dolayısıyla söz konusu borç verme işlemi sonucunda elde edilen faiz gelirlerinin katma değer vergisine tabi olduğundan aksi yöndeki mahkeme kararının bozulması gerekmediği düşünülmektedir.

            Danıştay Savcısı Mukaddes Aras'ın Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

            Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

            Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:

            Davacı şirketin ortaklarına borç para vermek suretiyle örtülü kazanç dağıtımında bulunduğu ileri sürülerek salınan katma değer vergisi ve kesilen vergi ziyaı cezasını 3065 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre elde edilen faiz gelirinin katma değer vergisinin konusunu teşkil etmediği, ayrıca nakit kaynağı kullandırmanın aynı Kanunun 8 nci maddesinde belirtilen işler arasında bulunmadığı, ortaklara ödünç para kullandırılmasının örtülü kazanç dağıtımı olarak nitelendirilemeyeceği, dolayısıyla, bu yolla elde edilen faizin Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi Kanunu kapsamına girmesi nedeniyle terkin eden Vergi Mahkemesi kararı davalı İdar


imar hukukucusu








Türkiyenin imar hukukçusu

Copyright © Imar Hukukcusu Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2007-06-09 (2361 okuma)

[ Geri Dön ]